Hristiyanlık » Öfkeli Tanrı’nın Elindeki Günahkarlar (Jonathan Edwards)
Öfkeli Tanrı’nın Elindeki Günahkarlar (Jonathan Edwards)

Öfkeli Tanrı’nın Elindeki Günahkarlar

Yazar: Jonathan Edwards

“…Zamanı gelince ayakları kayacak…” (Yas. Tek. 32:35)

Bu ayette, Tanrı’nın öcünün zayıf ve imansız İsrail halkı üzerinde yarattığı korkudan bahsediliyor. İsrail halkı, Tanrı’nın görünür halkıydı ve O’nun lütfu altında yaşıyorlardı. Ancak İsrailliler, Tanrı’nın tüm harika işlerinin kendilerine yönelik olmasına rağmen, (28. ayette olduğu gibi) anlayışsız ve akılsız kaldılar. Bundan sonraki iki ayete bakılırsa, Göksel bereketlerin altında olmasına rağmen, acı ve zehirli meyveler verdiler. “Zamanı gelince ayakları kayacak…” sözünü seçmemin sebebi, bu sözün, günahkar İsraillilerin  karşılaştıkları ceza ve yıkımla ilgili olarak aşağıda sıraladığım olayları da içerdiğini düşünmemdir.

  1. İsrailliler her zaman yıkım ile karşılaşıyorlardı, çünkü kaygan yerlerde yürüyen birisi düşmeye mahkumdur. İsraillilerin üzerine yıkım geldiği, ayaklarının kayacağı söylenerek belirtiliyor. Aynı şey Mezmurlar 73:18-19’da da açıklanıyor. “Gerçekten onları kaygan yere koyuyor, yıkıma sürüklüyorsun.”

 

  1. Bu da, İsraillilerin her zaman ani ve beklemedikleri yıkımlarla karşılaştıklarını gösteriyor. Kaygan yerlerde dolaşan kişi, her zaman düşmeye maruz kaldığı gibi, bir daha düşüp düşmeyeceğini de bilemez. Ve düşerken uyarılmaz. Bu da Mezmurlar 73:18-19’da belirtiliyor. “Gerçekten onları kaygan yere koyuyor, yıkıma sürüklüyorsun. Nasıl da bir anda yok oluyor, siliniveriyorlar dehşet içinde!”

 

  1. Belirtilen başka bir şey ise, İsraillilerin bir başkası tarafından itilerek değil kendi kendilerine düşmeye maruz kaldıklarıdır. Kaygan yerlerde dolaşan birisinin düşmesi için dışarıdan bir kuvvete gereksimi yoktur. Kendi ağırlığı ona yeter.

 

  1. Böyle kişilerin hala düşmemiş olmasının sebebi, Tanrı’nın belirlediği saatin gelmemiş olmasıdır. Söylendiği gibi, uygun zaman veya belirlenmiş zaman geldiğinde, ayakları kayacak ve kendi ağırlıklarıyla düşmeye bırakılacaklar. Tanrı, artık bu kaygan yerlerde onların elinden tutup ayağa kaldırmayacak ancak gitmelerine izin verecek ve ardından da anında yıkıma düşecekler. Tıpkı, kaygan bir tepede duran bir kişinin, çukurun kenarına geldiğinde, tek başına ayakta duramadığı ve bırakıldığında düşüp kaybolduğu gibi olacaktır.

Üzerinde ısrarla durduğum cümlelerde şunu gözlemledim: “Tanrı’nın salt isteği dışında hiç bir şey günahkar insanları, bir anlığına bile cehennemden çıkaramaz.” Burada, Tanrı’nın salt isteği demekle, hiçbir zorluğun alıkoyamadığı, hiçbir zorba davranışın engel olamadığı, Tanrı’nın egemen olan isteğini, keyfi arzusunu, günahkar adamı korumaya yeterli olan ve Tanrı’dan başka kimsede bulunmayan salt isteği kastediyorum.

Aşağıdaki düşünceler aracılığıyla bu gözlemin doğruluğu görülebilir:

 

  1. Tanrı’da bulunan güç, her zaman günahkar adamı cehenneme atmak istemez. Tanrı ayağa kalktığında, insanın elleri ne kadar güçlü olabilir. En güçlü kişinin bile Tanrı’nın karşısında ne dayanabilecek gücü vardır, ne de O’nun elinden kurtulabilir. Tanrı, günahkar adamı, sadece cehenneme yollayabilecek güçte değil, aynı zamanda bunu kolaylıkla yapabilecek birisidir. Kendi saltanatlarının devamını sağlayabilmek ve bu devamlılığı koruyabilmek amacı ile kendi izleyicilerinin sayısını çoğaltmak sureti ile kendisine karşı yapılan ayaklanmaları bastırmakta başarısız olan birçok dünyasal hükümdarlar bilinmektedir. Ama Tanrı için bu böyle değildir. Tanrı’nın gücünden korunabilecek bir kale yoktur. Tanrı’nın düşmanı olan büyük kalabalıklar, her ne kadar kendi aralarında birleşip, ortaklıklar kuruyorlarsa da, kolayca bölünüp parçalara ayrılabilirler. Bu birleşen insanlar, gelen kasırganın karşısında duran hafif ve küçük saman parçacıklarına, ya da yiyip bitiren ateşle karşılaşacak olan kuru saman kökü yığınına benzerler. Bizler, yerde sürünürken gördüğümüz solucanı kolayca ezebilir veya üstüne basabiliriz. Ucuna bir şey asılı ince bir ipi keserek veya yakarak kolayca koparabiliriz. Aynı şekilde Tanrı da eğer isterse, düşmanlarını kolayca cehenneme gönderebilir. Bizler kimiz ki, O’nun karşısında durmaya cesaret edebilelim? Kimin azarlamasıyla dünya titreyebilir? Kimin karşısında silahlar yere bırakılır?

 

  1. Bu insanlar, cehenneme atılmayı hak ediyorlar. İlahi adalet, hiçbir zaman yarım kalmaz ve bu insanlar, Tanrı’nın onları yok etmek için her an kullanabileceği güce karşı koyamazlar. Tersine, adalet onlara yüksek sesle ve sonsuz ceza ile sesleniyor. İlahi adalet, Sodom’un ürünü gibi meyve veren ağaç hakkında, “…Onu kes. Toprağın besinini neden boş yere tüketsin?” (Luka 13:7) diyor. İlahi adaletin kılıcı, bu insanların kafalarının üstünden savruluyor. Bu kılıcı kınına koymak, Tanrı’nın salt isteği ve merhametine bağlıdır.

 

  1. Bu insanlar, şimdiden cehenneme mahkum edilme yargısı altındalar. Sadece oraya atılmayı hak etmekle kalmıyorlar, Tanrı’nın Kendisi ile insan soyu arasında olan sonsuz ve değişmez olan doğruluk yasasının, yani Tanrı’nın Yasasının yargısı da onlara karşı çıkıyor ve karşılarında dikiliyor. Bu yüzden cehennemle cezalandırılacaklar. “…iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır.” (Yuh. 3:18) Böylece, yaşamı değişmemiş herkes haklı olarak cehenneme aittir. Orası bu kişilerindir ve onlara aittir. “Sizler aşağıdansınız…” (Yuh. 8:23) Orası sınırları olan bir yerdir. Orası, adaletin, Tanrı Sözü’nün ve Tanrı’nın değişmez Yasasının yargısının bu insanlara uygulandığı yerdir.

 

  1. Bu insanlar, cehennemin eziyetlerinde açığa vurulan, Tanrı’nın öfke ve hiddetinin hedefleridirler. Şu an cehenneme atılmamalarının nedeni, gücü altında bulundukları Tanrı’nın onlara öfke duyması değildir; Tanrı, şu anda cehennemde acı çeken ve O’nun öfkesinin gazabıyla karşı karşıya olan sefil canlara öfkeleniyor. Tanrı, şu anda yeryüzünde bulunan insanların büyük bir çoğunluğuna öfke duyuyor. Şüphesiz, bu gibi insanlar şimdilik rahat durumda olabilir ancak bu kişiler öldükten sonra, şu anda cehennem alevleriyle olan insanlarla birlikte olacaklar.

Cehenneme gitmemiş olmalarının nedeni, Tanrı’nın onların kötülüklerini hatırlamadığından ve bunlara kırılmadığından değil, elini savurup onları kesmek istemediğindendir. Tanrı, bu insanlardan biriyle bile birlikte değildir ama, onlar birlikte düşünüyor. Tanrı’nın hiddeti onlara karşı alevleniyor, üzerlerine gelecek olan bela uyumuyor; çukur hazır, ateş hazırlandı, fırın sıcak, onları kabul etmeye hazır; alevler hiddetleniyor ve kızarıyor. Parlayan kılıç, bilenmiş ve onlara çevrilmiş durumda. Çukur onların altında ağzını açmış bekliyor.

 

  1. Şeytan da, Tanrı’nın izin verdiği zamanda, üzerlerine düşmeyi ve tek başına onları yakalamayı bekliyor. Bu insanların hepsi Tanrı’ya aittir. Canları Tanrı’nın elinde ve O’nun egemenliğindedir. Kutsal Kitap onları Tanrı’nın malları olarak sunuyor. (Luka 11:12) Kötü güçler onları sürekli izliyor. Kötü güçler onları sağ elinde tutmalarına rağmen, avını görmüş, elde etmeye çalışan fakat şimdilik engellenmiş, aç aslanlar gibi onları bekliyor. Eğer Tanrı onların üzerinden elini çekse, anında kendi zavallı canlarına doğru uçarlar. Eski yılan onlara karşı ağzını açıyor; cehennem de onları elde edebilmek için ağzını genişçe açıyor, ve eğer Tanrı izin verseydi, üstünkörü bir şekilde yutulup kaybolurlardı.

 

  1. Kötü ilkeler tarafından yönetilen günahkar canlar, Tanrı engellemeseydi şu an cehennem ateşinde tutuşturuluyor ve yakılıyor olurlardı. Dünyaya ait insanların doğasında cehennemin belalarına karşı bir temel vardır. Cehennem ateşinin tohumu olan o çürümüş ilkeler, bu insanları yöneten ve sömüren güçte yer alır. Bu ilkeler, o insanların doğasında güçlü bir şekilde işliyor ve vahşeti arttıran bir durumda bulunuyor. Bu insanlar, eğer Tanrı engellemiyor olsaydı, çok geçmeden dağılır, aynı çürüme ve düşmanlığın lanetli canların yüreklerinde yaptığı gibi davranışlarla karşılaştıktan sonra ateşe atılır ve aynı belaları kendilerine doğururlardı. Kutsal Kitap’ta kötülerin canları sorunlu denize benzetiliyor. (Yeşaya 57:20) Bugün, Tanrı büyük gücüyle onların büyük kötülüklerini engelliyor, aynı sorunlu denizin kudurmuş dalgalarına seslendiği gibi “Sizler şimdiye kadar gelebildiniz ama, daha da ileriye gidemeyeceksiniz” diye sesleniyor. Ancak, Tanrı, bu engelleyici gücünden vazgeçseydi, O’nun bu gücü hepsini kısa zamanda yok ederdi. Günah, insan canının yoksulluğu ve bozgunluğudur; kendi doğasında yıkıcıdır; ve Tanrı günahı engellemeyip yalnız bıraksa, insanın canını, tamamen perişan yapmak için, başka bir şeye gerek kalmazdı. Bir insanın yüreğinin çürümüşlüğü, öfkenin içinde ölçüsüz ve sınırsızdır. Günahkar adam burada yaşadığı sürece, Tanrı gazap ateşini engelliyor gibi görünüyor. Oysa kaybetmesine izin verilseydi, doğası yüzünden ateşe gönderilirdi. Eğer günah engellenmeseydi, yürek artık bir günah batağı olduğundan, kısa zamanda ateşli bir fırına ya da ateş ve kükürt ocağına atılırdı.

 

  1. Günahkar adamın hala daha gözle görünür bir biçimde ölümle tanışmaması, onun için bir güvence değildir. Doğaya ait olan adamın şu anda dünyada nereye gideceğini bile bilmeden rastlantı ile yaşaması ve her konuda herhangi bir tehlikeyle karşılaşmadan sağlıklı bir biçimde ilerlemesi onun için bir güvence değildir. Çağlar boyunca sürekli yaşanan çeşitli deneyimler, bir insanın sonsuzluğa çok yakın olmamasının ve bir sonraki adımının da başka bir dünya olmadığının bir kanıtı olamayacağını göstermiştir. Bir kişinin daha önce görülmemiş ve düşünülmemiş biçimde aniden dünyadan ayrılması sayısızdır ve o kişi tasarlamadan gerçekleşir. Yüreği değişmemiş adam, üzeri sağlam olmayan bir şekilde örtülmüş cehennem çukurunun üzerinde yürür ve bu örtünün üzerinde görülmeyen sayısız zayıf yer vardır ve bunlar adamın ağırlığını taşımaz. Ölüm meleğinin okları gündüz vakti görünmez, en keskin gözler bile bu okları kestiremez. Tanrı’nın günahkar adamı bu dünyadan alıp cehenneme gönderecek o kadar çok, değişik ve bilinmez yöntemleri vardır ki, hiçbir şey bunları görünür yapamaz, herhangi bir zamanda günahkar adamı yok etmesi için Tanrı’nın doğaüstü bir halde olması veya kendi İlahi Takdir’inin sıradanlığı dışına çıkması gerekir. Günahkarların bu dünyadan ayrılmalarının gerçekleşmesi Tanrı’nın elindedir, evrensel ve kesin olarak O’nun gücü ve kararına bağlıdır. Günahkarların herhangi bir zamanda cehenneme gidecek olmaları gerçeklerin yerinde veya hiç kullanılmamasından dolayı Tanrı’nın salt isteğine bağlı değildir.

 

  1. Dünyaya ait insanlar, kendilerinin veya başkalarının yaşamlarını sürdürmeyi umursar ve düşünürler; yaşamlarını bir an bile güvence altına almak istemezler. Üstelik, ilahi adalet ve evrensel deneyimler de tanıklığa dayanır. İnsanların bilgeliklerinin onları ölümden korumayacağı açıktır. Eğer tam tersi olsaydı, bilge, politik ve diğer insanların arasında meydana gelen beklenmedik ve erken gelen ölümler arasındaki farklılıkları görebilirdik. Peki ama gerçekte bu nasıl oluyor? Vaiz 2:16 şöyle diyor: “Çünkü akılsız gibi, bilge de uzun süre anılmaz, gelecekte ikisi de unutulur. Nitekim bilge de akılsız gibi ölür.”

 

  1. Günahkar insanların çektiği acılar ve cehennemden kurtulmak için kurduğu düzenler, Mesih’i reddetmeye devam ettikleri sürece, onları cehennemden kurtarmayıp orada kalmalarına neden olacaktır. Cehennem sözünü duyan dünyasal insanların hemen hemen hepsi, oradan kurtulacağını düşünerek kendisiyle gurur duyar; kendi güvencesi için kendisine güvenir; yaptıklarına, yapıyor olduklarına ve yapmayı tasarladıklarına bakıp kendisiyle övünür. Herkes, kafasındaki sorunları ortaya serer ve gelecekte olan lanetten nasıl kaçabileceğini düşünür; kendisi için kurduğu düzenin iyi olduğunu ve aldığı tedbirlerin başarılı olacağını düşünerek kendisiyle övünür. Gerçekten de bu insanlar, kurtulanların olduğunu, ancak sayılarının az olduğunu ve bugüne kadar ölenlerin çoğunun cehenneme gittiğini duyuyor olmalarına rağmen, her biri kendi sorunlarını başkalarından daha iyi düzeltip, kurtulabileceklerini düşünüyorlar. Böyle birisi, elemler diyarına gelmeyi tasarlamaz; kendi kendine, istediği sonucu elde edebileceği önlemler aldığını ve hüsrana uğramamak için sorunlarını gözden geçirdiğini söyler.

 

Ancak insanlığın aptal çocukları, kendi aldıkları tedbirlerle, kendi hikmet ve güçlerine güvenmekle kötü şekilde kendilerini aldatıyorlar. Bir gölgeden başka bir şeye güveniyor değiller. Bugüne kadar aynı lütfun altında yaşamış ancak şu an ölü olan ve hayatta olanlardan daha kalabalık bir çoğunluk, şüphesiz cehenneme gitti. Çünkü bu insanlar şu an hayatta olanlar kadar hikmetli değillerdi. Bunun sebebi, ölü olan bu insanların kendi kurtuluşlarını emniyet altına almak için sorunlarını yeteri kadar gözden geçirmedikleri değildir. Eğer her biriyle teker teker konuşabilseydik ve dünyada yaşarlarken cehennem hakkında konuşulduğunda kendilerinin oraya gidebileceklerini düşünüp düşünmediklerini sorabilseydik, şüphesiz şuna benzer yanıtları alırdık: “Hayır, buraya gelmeyi hiç tasarlamamıştım. Sorunlarımı kafamda başka türlü yorumlamışım. Kendim için iyi bir düzen kurduğumu düşünüyordum. İstediğim sonucu elde edebileceğime inandığım önlemleri almayı tasarladım ancak beklemediğim şeyler gerçekleşti. O zamanlar böyle bir sonucu ve bu şekilde olacağını beklemiyordum. Bir hırsız gibi geldi, ölüm benden daha kurnazca davrandı. Tanrı’nın öfkesi bana karşı oldukça hızlıydı. Benim kahrolası aptallığım! O zamanlar, gelecekte ne yapacağımla ilgili kurduğum boş hayallerimle memnun olup kendimle övünüyordum. Huzur ve emniyet derken aniden üzerime yıkım geldi.”

 

  1. Tanrı, dünyaya ait bir adamı cehennemden alıkoyacağına dair herhangi bir söz vererek Kendisini bir yükümlülük altına sokmamıştır. Tanrı, kesinlikle ne sonsuz yaşam vereceğine dair ne de sonsuz ölümden kurtaracağına dair söz vermemiştir. Ancak yaptığı lütuf anlaşmasına göre verdiği sözler Mesih’te, yani sözleri evet ve amin olanda açıklanmıştır. Fakat, bu lütuf antlaşmasının çocukları olmayanlar, bu antlaşmaya vaat edilenlerin hiçbirine inanmayanlar ve antlaşmanın Aracısı’na ilgisiz kalanlar kesinlikle lütuf antlaşmasıyla vaat edilenleri merak etmiyorlar.

 

Böylece, her ne kadar bazıları, dünyaya ait olanların gerçekten arayışa geçmesi ve kapıyı çalması için, vaatler üzerine hayaller kurup, bunları yapar gibi görünmüşlerse de, dünyaya ait olan ister inancı uğruna acı çeksin, isterse dua etsin, Mesih’e inanmadığı sürece, Tanrı’nın bu kişiyi sonsuz yıkımdan uzak tutmak zorunda olmadığı açık ve ortadadır.

Bu yüzden dünyaya ait olanlar, cehennem çukuru üzerinde Tanrı’nın avucunda duruyorlar. Böyle insanlar alevli çukuru hak ediyorlar ve çoktan buna mahkum edilmişlerdir.

Tanrı da, Kendi öfkesinin cehennemdeki uygulamasından acı çekecek olanlara karşı kızgınlığını korkunç biçimde harekete geçirmiştir. Bu insanların bu öfkeyi yatıştırmak ya da azaltmak için hiçbir şeyleri yoktur. Tanrı bile onları ellerinden tutup ayağa kaldırmak için bir vaatte bulunmamıştır. Şeytan onları bekliyor, cehennem ağzını onlar için açmış durumda, alevler toplanmış onlar için saçaklanıyor ve kıvançla onları tutmak için uzanıp onları yutacak. Yüreklerindeki taşmak üzere olan ateş, patlamak için mücadele ediyor ve hiçbir Aracı’ya merak duymuyorlar. Kısacası, bu insanların sığınacak ve tutunacak yerleri yoktur. Onları koruyan şeyler, kendi salt keyfi istekleri ve bir antlaşma ve mecburiyete dayanmadan Tanrı’nın öfkesinin gösterdiği sabırdır.

Cyril Lucaris’in İnanç Bildirgesi 1629

Cyril Lucaris’in İnanç Bildirgesi 1629

Cyril Lucaris’in İnanç Bildirgesi  1629 Cyril Lucar ya da Lucaris, 1572 yıllında Yunanistan’da doğmuştur. İstanbul Grek Ortodoks Patrikliğine kadar yükselmiş olmasına rağmen, Cyril 16. yüzyıl Kalvinizm’inden oldukça etkilenmiştir. Sonuç olarak da, Protestan Reform...

Cehenneme İndi (Dr. Lee Irons)

Cehenneme İndi (Dr. Lee Irons)

Cehenneme İndi Yazar: Dr. Lee Irons Kilisede “Elçilerin İnanç Açıklaması”nı okuduğumuzda, İsa’nın “Pontus Pilatus yönetiminde acı çektiği, çarmıha gerildiği, öldüğü ve gömüldüğü” ifadesiyle ilgili hiçbir sorunumuz yoktur. Fakat diğerine, “Cehenneme indi” ifadesine...

Reform İnancı Nedir? (Edward Donnelly)

Reform İnancı Nedir? (Edward Donnelly)

Reform İnancı Nedir? Edward Donnelly Reform olarak adlanlandırılmak ne anlama gelir? Tarihsel olarak cevaplayabilir ve açıklayabiliriz ki bu kelime on altıncı yüzyıl Protestan Reformasyonuna işaret etmektedir. Kutsal Kitapsal gerçeğin şaşkınlık uyandıran yeniden...

Kitap Önerileri

Müjde Nedir?
İsa Kimdir?
Marangozdan Da Öte
Müjde Nedir?

Müjde Nedir?

İsa’nın kutsallığı, O’nu günahımız için kusursuz bir kurban haline getirmiştir.… Günahlarımız Tanrı’yı rahatsız etmekten ötedir. Öyle ki insanlığın günahı tahmin edilemeyecek ölçüde acıya yol açmıştır. Öfkemiz, istismarcılığımız, aldırmadığımız acılar ve görmezden...

Bizimle Bağlantı Kurmak İçin

Bize Bir Mesaj yollayın