Alçakgönüllü ve Şefkatli Kurtarıcımız | Filipililer 2:1-11

Çağdaş Coşkun tarafından

12 Mart 2023 (10. hafta) | Çarmıha Giden Yol, Vaazlar

 

Rabbin sevgili ev halkı, 19. yüzyılda yaşamış bir pastör (Charles Spurgeon),  toplamı 89 bölümden oluşan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncillerinin içerisinde sadece bir bölümünde İsa’nın kendi yüreği hakkında konuştuğunu söyler. Matta 11:28-30. ayetler arasında: “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.” Grekçe metinden çeviriyi şu şekilde yaparsak Türkçe’de çeviri sırasında atlanmış olan “yürek-kalp” kelimesini görebiliriz: “Çünkü ben yürekten şefkatli ve alçakgönüllüyüm.” İsa, kendi yüreğinden yalnızca bu bölümde bahsederken, kendisini “yüreği sevgi ve sevinç dolu” biri olarak ya da “yüreği esenlik dolu biri” olarak tanıtmaz, ama İsa kendi yüreğinden bahsederken seçtiği kelimeler, şefkatli ve alçakgönüllü olduğudur. “Çünkü ben yürekten şefkatli ve alçakgönüllüyüm.”

Yüreklerimiz hayatlarımızın ve yaşamlarımızın merkezidir. Kral Süleyman’ın da dediği üzere: “Her şeyden önce de yüreğini koru, Çünkü yaşam ondan kaynaklanır” (Özd. 4:23). Ağızlarımız da yüreğimizden taşanı söyler, öyle değil mi? Yüreğimizde ne varsa ağzımızdan yalnızca o çıkar. Yüreklerimiz bizleri yönlendirir, bizlerin gerçekte kim olduğunu açığa çıkarır. Ve Mesih İsa, “ben şefkatliyim” ve “ben alçakgönüllüyüm” derken ağzı yüreğinden taşanı söylemiş ve yüreğinin hangi erdemlerle dolu olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Tanrı kimdir sorusuna, Tanrı sevgidir, Tanrı kutsaldır ya da Tanrı günahsızdır gibi birçok cevap verebiliriz ama Rabbimiz olan Mesih İsa yürekten şefkatli ve alçakgönüllüdür cevabı, cevap listemizin oldukça aşağılarında olabilir, öyle değil mi? Nasıl olur da yalnızca ağzından çıkan sözlerle evreni ve zamanı dahi yaratan Tanrı alçakgönüllü olabilir? Neden alçakgönüllü olmayı seçer? Elbette ki bu sorulara verebileceğimiz kimi cevaplar olsa da aslında Tanrı’nın karakteri bizim için bir gizem olarak kalmaya devam edecektir.

Ama yine de, kendisini şefkatli ve alçakgönüllü olarak tanıtan ve aynı zamanda tüm tahtlar, yönetimler ve hükümdarlıklar üzerinde mutlak otoritesi olan bu kurtarıcının bizleri kurtarmak için ne yaptığına daha yakından göreceğimiz Filipililer 2:1-11’e yakından bakacağız, çünkü Oğul Tanrı’nın bizleri kurtarmak için bende alıp dünyaya gelmesi iman ettiğimiz müjde mesajının kalbidir. Bugünkü pasajımıza şu üç nokta ile bakacağız:

  • 1-4 Mesihsel alçakgönüllülük
  • 5-8 Mesih’in alçakgönüllüğü
  • 9-11 Mesih’in yüceltilmesi

1-4 Mesihsel Alçakgönüllülük

Sevgili kardeşler, Pavlus Filipi şehrinde yaşayan imanlılara bu mektubu yazarken Roma’da ev hapsindeydi. Ancak bu mektup hapishanedeki birinden almayı bekleyeceğiniz bir mektuptan oldukça farklı bir mektuptur, hatta bu mektubu okuyan, bir kişi Pavlus’un bu dünyada yaşamış en mutlu ve umutlu insanlardan biri olduğunu bile düşünebilir. İşte bu yüzden Filipililer mektubunda sevinç kelimesinin 16 kez kullanıldığını gördüğümüzde de şaşırmıyoruz, bunun çok haklı bir nedeni ve açıklaması var. Çünkü Pavlus Filipililer 2:1-11’de bizlere sevincinin ve umudunun kaynadığının ne olduğunu söylüyor.

İkinci bölümün ilk ayeti, dikkat ederseniz, “böylece” diye başlar, yani Pavlus bu pasajdan önce başlattığı bir düşünce sürecini, bir fikri ikinci bölümde de devam ettirir. Aslında 2:1-11 ayetleri 1:27’inci ayetten başlayarak 2:18’inci ayete kadar süren bir pasajdan çıkarıp yakından bakacağımız bir bölümdür. Bu yüzden bakacağımız pasajın içeriğini anlamak adına, Pavlus’un önceki ayetlerde özet olarak ne dediğine de bakmamız lazım. Pavlus, bugün bakacağımız pasajdan önce 1:27’de şöyle diyor: “Ancak yaşayışınız Mesih’in Müjdesi’ne layık olsun.” Ve devamında Mesih’e benzer bir yaşam yaşamaları için Filipilileri teşvik ediyor. Ve Pavlus 2:1’inci ayetten, yani bugün bakacağımız pasajdan itibaren, yaşamlarımızın müjdeye layık yaşamlar olabilmesi için neler yapmamız gerektiğinden bahsediyor; Mesih gibi alçakgönüllü olarak.

Vaazımızın ilk noktasına bakalım öyleyse, Mesihsel alçakgönüllülük; diğer bir deyişle Mesih vari, Mesih benzeri alçakgönüllülük. Pavlus haklı olarak alçakgönüllülüğün hem düşüncelerimizde hem de eylemlerimizde yer etmesi gerektiğini bildiği için ilk 2 ayette düşüncelerimizde nasıl alçakgönüllü olmamız gerektiğini yazarken, 3-4’üncü ayetlerde de bunu eylemlerimize nasıl yansıtmamız gerektiğinden bahseder. Yani kısacası, eylemsiz iman nasıl ölü bir imansa, kendisini eylemlerde göstermeyen alçakgönüllülük de ölüdür diyor. Çünkü Kutsal Kitap’ta bizlere sürekli ve sürekli Rabbimizin hatırladığı gerçek şudur; Mesih İsa’ya ait olanlar Ruh’un meyvelerini öyle ya da böyle, bir şekilde yaşamlarında gösterirler.

İlk iki ayetin çevirisi tekrar yapalım. Pavlus ilk iki ayeti şunu yazar. “Böylece, eğer herhangi bir şekilde Mesih’ten gelen bir cesaret, eğer herhangi bir şekilde sevgiden doğan bir teselli, eğer herhangi bir şekilde Ruh’la bir paydaşlık varsa, eğer herhangi bir şekilde yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşüncede, sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın.” Pavlus’un adeta bir şiirin mısraları gibi yazdığı bu pasajdaki düşünceler, bizlerin birbirimize karşı nasıl davranmamız gerektiğini gösterir. Her birine kısaca bakalım.

Mesih’ten gelen bir cesaret, yani Tanrı’nın bizler için kazandığı ve bizleri ortak ettiği zafer sayesinde artık ölümü ve günahı yenmemiş olmamız. Bu sayede artık ne ölümden ne de yalnızca bedenimize zarar verebilecek olan insanlardan korkarız. Sevgiden doğan bir teselli, yani Rabbin sarsılmayan, tükenmeyen ve her sabah tazelenen sevgisinden doğan teselli. Böylece günaha düşmüş olan bu dünyada imanla yaşayabiliriz. Ruh’la bir paydaşlık, iman eden herkesle kurtuluş gününe kadar yaşayan Rabbin Ruh’un bizlerle olması gibi bizim de benzer bir paydaşlık ve sadakat içinde bir arada olmamız. Nasıl İsa ve Baba birse, bizler de bir olmaya çağrıldık. Yürekten bir sevgi ve sevecenlik, yani komşumuzu kendimiz gibi sevmemiz. Birbirimizi sevmemiz.

Kardeşler, “eğer” bağlacıyla başlayan bu dört cümlede Pavlus’un bizlerin sahip olmamız istediği bu yürek tutumuna nasıl olabiliriz? Sadece ve yalnızca Tanrı’ya bakarak. O’nun Sözünde vakit geçirerek. Her gün O’nun lütuf tahtına yaklaşıp O’na dualarımızı getirerek. Ezgiler söyleyerek, Rabbimizi düşünerek. Mezmur 36’da Davut şöyle yazar: “Sevgin ne değerli, ey Tanrı!  Kanatlarının gölgesine sığınır insanoğlu. Evindeki bolluğa doyarlar, Zevklerinin ırmağından içirirsin onlara. Çünkü yaşam kaynağı sensin, Senin ışığınla aydınlanırız.” İşte ancak bu ışık ve yaşam kaynağından beslendikçe kendimizi Rabbin istediği ve Kutsal Ruh’un hoşnut olduğu gibi donatabiliriz.

Pavlus, eğer imanlılar arasında “Mesih’ten gelen bir cesaret, sevgiden doğan bir teselli, Ruh’la bir paydaşlık varsa ve yürekten bir sevgi ve sevecenlik” varsa sevincinin tamamlanacağını söyler. Yani Pavlus’un sevincinin tamamlanması imanları bir birlik içinde görmesidir. İmanlıları aynı düşüncede, ruhta ve amaçta bir olmaları Pavlus’un bir imanlı topluluğunda görmeyi en çok istediği şeylerden biridir. Ancak bu başarması da en zor şeylerden biridir, çünkü bizler Rabbin lütfu sayesinde kurtulmuş olsak da hala günah işleyen kişileriz ve hayatlarımızda belki de birlik olmamızı engelleyen en önemli engel yüreklerimizdeki kibir ve gururdur.

Bu yüzden Pavlus, üçüncü ayetten başlayarak hem birliğin önündeki en büyük engelin nasıl aşılabileceğini hem de bir Hristiyan’ın hayatında olması gereken en önemli erdemin ne olduğunu bizlere söyler: Alçakgönüllülük. “Alçakgönüllülük hem bir lütuf hem de bir lütuf alma aracıdır” der 17.yüzyılda yaşamış bir Püritan. Alçakgönüllülük olmadan bir imanlının hayatında ne sevgiden, ne teselliden ne de birlikten bahsedebiliriz. Alçakgönüllülük adeta diğer erdemleri üzerine inşa ettiğimiz bir köşe taşıdır. Alçakgönüllü olmadan ruhsal olarak büyümemiz mümkün değildir.

İlk iki ayetteki yürek tutumuz, üç ve dördüncü ayetlerdeki eylemlerimizi üretmedikçe, yani Mesih’te sahip olduğumuz kurtuluşumuz kendisini eylemlerimizde göstermediği sürece yalnızca kendimizi kandırıyoruz demektir.

Pavlus ile aynı dönemde yaşamış Stoacı filozoflardan biri olan Epiktetos, alçakgönüllülüğün zayıf bir karakterin işareti olduğunu ileri sürmüştür. Yaklaşık 2000 yıl sonra aslında çok da farklı bir noktada değiliz bugün, öyle değil mi? Günümüz dünyasında da alçakgönüllülük bir zayıflık olarak kabul edilmeye devam ediliyor. Ama Kutsal Kitap, özellikle imanlılar arasında alçakgönüllülüğün en temel erdemlerden biri olduğunu söylüyor. Üçüncü ayeti tekrar okuyalım: “Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın.” Mesih İsa’nın da dediği gibi: “Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun. Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” (Matta 20:26-28). Dünya alçakgönüllüğü kişinin kendisini değersiz görmesi ya da özgüven eksikliği zannederken, Kutsal Kitap bizlere alçakgönüllülüğün Tanrı’nın bizleri karşılıksız bir şekilde kurtarması ve sevmesi gibi bizlerin de karşılık beklemeden birbirimizi sevmemiz ve saygı göstermemiz olduğunu söylüyor. Romalılar 12:10’da okuduğumuz üzere: “Birbirinize kardeşlik sevgisiyle bağlı olun. Birbirinize saygı göstermekte yarışın.” Yani aslında dünya gerçek alçakgönüllülüğün ne olduğunu bilmiyor, çünkü dünya sürekli almak istiyor, hiçbir zaman vermek istemiyor. Bizler ise, Mesih’e ait kişiler olarak ve Mesih’in gelini olan kilise olarak, her birimiz alçakgönüllü olmaya ve almaktan çok vermeye çağrılmış olanlarız. Neden alçakgönüllü olmamız gerekli sorusunun cevabını ise Pavlus hiç beklemeden, beşinci ayetten itibaren bizlere veriyor.

Ama beşinci ayete bakmadan önce, aklımızda ve yüreklerimizde bu sözleri değerlendirelim. Çünkü iman hayatımız, aklımız ve yüreğimizle birlikte yürüttüğümüz bir süreçtir. Yüreğimiz ve aklımızda Mesih İsa’da sahip olduğumuz umuda tutunup bizlere vaat edilen yeni yaratılışı giymeyi özlemle beklerken, Kutsal Ruh’un Pavlus aracılığıyla bizlere nasıl seslendiğini ve bizlerden ne beklediğini iyi değerlendirelim kardeşler. Rabbin kendi bedenini vererek ve kanını akıtarak kurduğu evrensel kilisenin bir parçası olan İzmir Protestan Kilisesi olarak, birbirimize alçakgönüllü bir şekilde davranarak hizmet etmeye çağrıldık. Yalnız kendi yararınızı değil, başkalarının yararını da gözetmeye çağrılıyorsunuz. Peki, bu buyrukları ne kadar yerine getirmeye gayret ediyorsunuz? Elbette hepimiz bu konularda zorlanmaya devam edeceğiz, ama kilise içinde alçakgönüllü bir şekilde başkalarının yararını ne kadar gözettiğini kendinize hiç soruyor musunuz? Yoksa sürekli kendi yararınızın gözetilmesini mi bekliyorsunuz? Alçakgönüllülük yalnızca karşıdan beklediğiniz bir tutum mu, yoksa sizler de gayret ediyor musunuz?

Bizler alçakgönüllü olmaya çağrılıyoruz, çünkü beşince ve sekizinci ayetler arasında nedenini çok açık bir şekilde okuyoruz: “Mesih İsa’daki düşünce sizde de olsun. Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.” Bu da bizi vaazımızın ikinci noktasına getiriyor, Mesih’in alçakgönüllülüğü.

5-8 Mesih’in Alçakgönüllüğü

Sevgili kardeşler, beşinci ayeti literal bir şekilde çevrince anlamı muğlak olabilir, öyleyse Mesih İsa’daki düşünce sizde de olsun tam olarak ne demektir? Bu ayeti anlamı şudur: “Mesih İsa ile aynı tutumda olun,” ya da “Mesih İsa’da olanlara yakışır bir şekilde davranın.” Yani, Mesih İsa nasıl Tanrı özüne sahip olduğu halde kul özüne bürünecek kadar alçakgönüllü bir şekilde davrandıysa, O’na iman edenlerde de aynı tutum olmalıdır.

Öncelikle Mesih İsa’nın doğası hakkında şunu söylememiz önemli. İsa, Tanrı’yken insan benzeyişine büründü, insanken Tanrı olmadı. İsa Mesih insan benzeyişindeyken de Tanrı özüne sahip, Tanrı’ya eşit, yani Tanrı’yla aynı doğaya sahipti. Yani Tanrı’nın kendisiydi. Tanrı, sadece insan olan İsa’ya tanrısallık bahşetmedi, Tanrı’yla aynı doğaya sahip olan İsa Mesih, insan doğasını giyindi. Yuhanna 1’de okuduğumuz üzere: “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı… Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.”

İsa’yı görenler dünyasal gözleriyle onun tanrısal doğasını göremediler, kavrayamadılar. O’nun hikmetli sözlerini duydular, O’nun bir öğretmenden ya da peygamberden çok daha fazlası olduğunu algıladılar ama Mesih İsa tanrısal doğasını onların gözlerinden tamamen saklamıştı. Bu yüzden Markos 6:3’de okuduğumuz üzere: “Meryem’in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun’un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kız kardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?” Ve gücenip O’nu reddettiler.” Çünkü Mesih İsa’nın giyindiği insan doğası gerçek, eksiksiz ve kusursuzdu. O %100 Tanrı ve %100 insandı.

İsa’yı görenler onu iyi biri olarak bile nitelendirmediler, hiçbir suçu olmadığı halde O’nu bir katilden daha aşağı görüp salıverilmesini istemediler, O’na layık gördükleri şey çarmıhtan başka bir şey değildi. Mesih İsa üzerinde hiçbir yetkileri olmadığı halde, Tanrı kendi halkını kurtarmak için “günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım” (2. Kor. 5:21). Bu yüzen Mesih İsa “insan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.”

Roma İmparatorluğu döneminde insanları çoğu pagandı, yani çok tanrılı bir dine inanıyorlardı. Bu dinde en çok tapınılan tanrılar belli konularda en büyük söz sahibi olan tanrılardı; en güçlü, en bilge, denizin tanrısı, gökyüzünün tanrısı vb. Ama müjde Greklere de duyurulmaya başlayınca ilk defa kendisini halkı için feda eden ve onlar uğruna tüm görkemini bir kenara bırakan bir kurtarıcı olduğunu öğrendiler. İkinci yüzyıl Yunan filozoflarından biri olan Kelsos (Celsus) şöyle der: “Tanrı acı çekmez ve Tanrı aşağılanamaz.”  Çünkü bu Grekler için yenilir yutulur bir haber değildi. Bu yüzden Hristiyanları zayıf bir tanrıya inanmakla suçladılar ve başlarına gelen felaketlerden dolayı da Hristiyanların zayıf ve güçsüz tanrısını sorumlu tutup imanlılara eziyet ettiler. Çünkü bir tanrı kesinlikle ama kesinlikle Mesih İsa gibi alçakgönüllü olamaz, ve çarmıh gibi utanç ve eziyet dolu bir ölüme layık olamazdı.

Kardeşler, bu konuda günümüzdeki insanların fikirlerinin değiştiğini pek de söyleyemeyiz, öyle değil mi? Bugün de İslamiyet’te Mesih’in Tanrı’nın Oğlu olamayacağın yanı sıra, Mesih’in çarmıhta çektiği acıları bile ona yakıştırmak istemezler, bu yüzden Mesih’in çarmıhta ölmeden göğe alındığını savunurlar. Çünkü kutsal bir adama bile bunu yakıştıramazken, nasıl olur da bir peygamberin bu şekilde öldüğünü iddia edebiliriz? Lakin sevgili kardeşler, Rabbin Sözü bizlere günahımızın ne kadar büyük ve ne kadar ciddi bir problem olduğunu söyleyen tek kaynaktır ve günahımızın korkunç sonucuyla yüz yüze geldiğimiz anda, yani günahın sonucunun ölüm olduğunu anladığımız anda da Rabbin Sözü sessiz kalmaz. İşte tam o anda, sevgi olan Tanrı bizlere şunu söylüyor: “Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü!” (Rom. 5:8). Eğer Mesih’in yaşamı çarmıhtaki ölümü ile sonlanmış olsaydı, bu ölümde sevinç bulabileceğimiz ne olabilirdi? Bugün hangimiz sevdiğimiz bir kişinin ölümüyle sevinebilir? Ölüm ve sevinç gibi birbirine zıt iki kelimeyi aynı cümlede yan yana kullanmak abesle iştigaldir. Peki, biz imanlılar olarak kendisini çarmıh gibi acı ve utanç dolu bir ölümü kabul edebilecek kadar alçaltan bir Tanrı’nın ölümünü niye bir sevinç kaynağı olarak görüyoruz?

9-11 Mesih’in Yüceltilmesi

Çünkü Baba Tanrı, alçakgönüllülüğünden, kendisini alçaltmasından ve halkı uğruna kendisini Fısıh kurbanı gibi sunmasından dolayı Oğul Tanrı’yı pek çok yükseltti. 2:9-11’inci ayetleri okuyalım: “Bunun için de Tanrı O’nu pek çok yükseltti ve O’na her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa’nın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söylesin.” İşte Mesih İsa’nın yaşamı bu yüzden ölümle sonuçlanmadı, işte bu yüzden Mesih’in ölümüyle seviniyoruz, çünkü O’nun sayesinde ölümün ne dikeni ne de zaferi kalmıştır çünkü “Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı!” (1.Kor. 1:54).

Görünmez Tanrı’nın görünümü olan Mesih İsa, Âdem’in başarısız olduğu tüm alanlarda denenmiş ama hiçbirinde kusurlu bulunmamıştır. Her alanda mükemmel bir hayat yaşamış ve Tanrı’nın O’nu dünyaya gönderme sebebini bildiği halde, Tanrı’nın adının yüceliği uğruna bu kâseyi içmeye razı olmuştur.  Ve bu yüzden de Tanrı O’ndan hoşnut olmuş, “Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı” olmuştur (Kol. 1:20). İşte bu yüzden de Tanrı, Mesih İsa’yı tüm yaratılış üzerinde yetkili kılmıştır. Rabbimiz Mesih İsa yargı gününde bu defa kendi ululuğunu ve görkemini tamamen giyinmiş olarak gelecek ve ilk gelişinde herkesten gizlediği gücünü bu kez tamamiyle gözler önüne serecek.

Bu ayetler Filipililere büyük bir huzur vermiş olmalıdır, öyle değil mi? Bu imanlılar bir fırtına çıktığında göklerdeki tanrılar kızmasın diye ya da denizcilerin denize açılmadan denizin tanrılarını hoşnut etmek için kurbanlar sunduğu bir şehirde yaşıyordu. Çünkü o dönemde göğe, yere ve yer altına farklı farklı tanrıların hükmettiklerine inanan çok fazla insan vardı. Bundan dolayı da sürekli bu tanrıları hoşnut etmeye çalışarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. Ama Pavlus, Filipi şehrindeki kiliseye şunu söylüyor; göğe, yere ve yer altına hükmeden tek bir Tanrı var, o da Rabbimiz olan Mesih İsa’dır.

İşte bu yüzden Pavlus, sıkıntılarımızda bile sevinç bulabileceğimizi bizlere hatırlatmaktadır, sevgili kardeşler. Tanrımız her şeye hükmetmektedir, O’nun hâkim olmadığı ne bir metrekare toprak ne de bir saniyelik zaman dilimi vardır, Tanrı tüm yaratılış üzerinde mutlak bir şekilde hâkimdir. Ama yine de bizleri terk etmemiş, günaha düşmüş bir şekilde yaşayan ve bu dünyada ölüme mahkûm olan bizlere Mesih İsa aracılılığıyla bir kurtuluş yolu sunmuştur. Diriliş ve Yaşam Mesih İsa’dır, O’na iman eden kişi ölse de yaşayacaktır.

Sevgili kardeşler, “ben yürekten şefkatli ve alçakgönüllüyüm” diyen bu harika kurtarıcı tarafından canları rahata kavuşturulanlar olarak, Mesih İsa’ya benzer yaşamlar yaşamaya çağrıldınız. Adeta tüm haklarından feragat ederek bu dünyaya gelen Mesih İsa’nın ölümü tarafından kurtulan kişiler olarak, sizler de artık birbirinizle olan ilişkilerinizde ne hak edip hak etmediğinizi düşünerek değil ama alçakgönüllü bir şekilde, kardeşlerinizi kendinizden üstün sayarak yaşamaya gayret edin. Unutmayın ki gerçek mutluluk almak değil, ama vermektir. Sizin için tüm eziyetlere katlanıp canını veren bir kurtarıcınız varken sizler de kardeşleriniz yararını düşünmekten vazgeçmeyin. Ve tüm bunları Baba Tanrı’nın adı yüceltilsin ve herkes İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söylesin diye yaptığınızı da unutmayın.

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla. Âmin.