Diğer Vaazlar (Rev. Çağdaş Coşkun)

Çarmıha Gerilmiş Mesih’in Müjdesi | 1. Korintliler 15:1-11

Rev. Çağdaş Coşkun tarafından | Diğer Vaazlar

İsa Mesih’in Müjdesi 

Rab İsa Mesih’in sevgili kilisesi, Cemal Süreyya “Üstü Kalsın” adlı şiirinde “her ölüm erken ölümdür” yazarak aslında ölümün bizlere ne kadar da yabancı olduğunu ve hiçbir zaman kabullenebileceğimiz bir olgu olamayacağını bizler için harika bir şekilde dile getirmiştir. Her ölüm erken ölümdür, çünkü ölüm bizlere her zaman yabancı kalacaktır, ölüm hiçbir zaman sıradan bir şey olmayacaktır. Ancak her ne kadar ölümü kabullenmek istemesek de ya da görmezden gelmeye çalışsak da ölüm hepimizin yüzleşmesi zorunda olduğu bir gerçekliktir. Hepimiz öleceğiz; ister genç ister yaşlı, ister akıllı ister cahil, ister kral ya da kraliçe, ister sokaktaki bir dilenci olun, bir gün hepimiz öleceğiz. Ve işin en acıklı kısmı da ne zaman öleceğimizi bilemememizdir. Bugün mü, yarın mı, haftaya mı, bilmiyoruz. Bu dünyada ne kadar zamanımız kaldı, bilemiyoruz. Bu dünyadaki zamanımız kısıtlı olduğu gerçeğini bile düşünmek istemiyoruz. Ne ölümü düşünmek ne ölüm hakkında konuşmak istiyoruz.

İşte yaşayan diri Tanrı bizlerin konuşmaya dahi cüret edemediğimiz bu konuda, ve çok daha fazla şeyler hakkında bize kendi tanıklığı olan Sözüyle sesleniyor. Bugün Tanrımız sözlerine 1. Korintliler 15:1-11 ayetleri arasında bakarak, neden ölümden korkmamamız gerektiğini kendimize hatırlatalım ve müjdenin neden ölüm kalım meselesi olan acil bir mesaj olduğunu anlayalım bir kez daha. Bu pasaja şu üç noktayla bakacağız:

  • Bize bildirilen müjde
  • Tanıklık edilen müjde
  • Hayatlarımızı değiştiren müjde

Kardeşler, geçen haftaki vaazımızdan hatırlıyorsanız eğer, Korint kilisesinde birçok ciddi problemin olduğundan bahsetmiştim. Geçen hafta sizlerle paylaştığım şeyleri tekrar etmek yerine bugünkü pasajımızı ilgilendiren ve Pavlus’un ölümden diriliş hakkında uzunca yazmasına neden olan durumdan kısaca bahsedeceğim sadece. Korint kilisesinde bulunan sahte öğretmenler, imanlılara ölümden sonra yaşamın olacağını ama Tanrı’nın bedenlerimizi diriltmeyeceğini, ve yaşayacağımız bu sonsuz yaşamı tamamen bedenlerimizden kopuk bir şekilde olacağını, yani Mesih’in ölümden dirildikten sonra giyindiği gibi bir bedenimizin olmayacağını öğretiyorlardı. Kısacası teolojileri şuydu, görünün her şey kötü ama görünmeyen her şey iyidir öğretişini yayıyorlardı; dolayısıyla beden de kötü ve kurtulmamız gereken bir şeye dönüşüyordu. Aynı zamanda bazılarınızın hatırlayacağı gibi, Yahudi mezheplerinden biri olan Sadukiler de bedenin dirilişine inanmıyordu. Elçilerin İşleri 23:8’de okuduğumuz üzere: “Sadukiler, ölümden diriliş, melek ve ruh yoktur derler; Ferisiler ise bunların hepsine inanırlar.” İşte Pavlus, 15.bölümü bu iki uç görüş arasında kalmış olan ve kafaları oldukça karışmış olan Korint kilisesine ölümden sonra Mesih gibi dirileceğimizi ve günahsız bedenlerimizi giyineceğimizi öğretmek için yazıyor. Yani Pavlus Korintlilerin doğruya yarım yamalak tutunmasıyla yetinmiyor kardeşler, müjdeyi yarım yamalak anlamalarıyla da yetinmiyor. Pavlus Korintlilerin müjdeyi doğru ve yüzde yüz anlamlarının imanların temelini oluşturduğunu bildiğinden, Korintlilere elveda demeden önce bir kez daha onlara müjdenin ve dirilişin ne olduğunu yazıyor.

Pavlus bu pasaja, Korint kilisesine bildirdiği müjdeyi hatırlatarak başlıyor, bu da bizim vaazımızın ilk noktasıdır, bize bildirilen müjde. Birinci ve ikinci ayeti aslında şu şekilde çevirirsek daha doğru bir çeviri yapmış oluruz: “Şimdi, kardeşler, size ilan ettiğim ve sizin kabul ettiğiniz ve ayakta durduğunuz, ve aracılığıyla kurtarılmakta olduğunuz müjdeyi size bildiriyorum, eğer size ilan ettiğim bu habere sıkıca tutunmazsanız boşuna iman etmiş olursunuz.” Pavlus, Korintlilere, “zaten siz müjdenin ne olduğunu biliyorsunuz, size bunu hatırlatmamın ne gereği var?” deyip 1.Korintliler mektubuna burada son verebilirdi, ama aksine Korintlilerin müjdenin olduğunu bilmesine rağmen, bu mektubun başında iki üç kere müjdeyi tekrar tekrar paylaşmış olmasına rağmen, yeniden müjdeye geliyor, yeniden Korint şehrindeki imanlılara müjdeyi hatırlatıyor. Pavlus bu mektubunda tekrar tekrar, “Ama biz çarmıha gerilmiş Mesih’i duyuruyoruz” diye ilan ediyor. Kardeşler, eğer biz de Korintliler gibi müjdeyi sürekli duymazsak, kendimize kurtuluşumuzun kaynağını ve ne üzerinde ayakta durduğumuzu hatırlatmaksak bırakın Korintlilerin düştüğü hataya düşmeyi, çok daha ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalırız. İşte bu yüzden her Pazar gerek Rabbin sözünün vaaz edilişi sırasında olsun, gerek Rabbin sofrasına yaklaşırken olsun, bu müjdeyi, iyi haberi, kurtuluş haberimizi tekrar ve tekrar hatırlıyoruz. Öyle ki günahlarımız için gerekli olan bedelin ödendiğini bilelim, kurtuluşumuzun kendi işlerimizden değil ama Rabbin lütfuyla sağlandığını hatırlayalım ve ölümden korkmadan Rabbimizin huzuruna sevinçle çıkalım. İşte bu yüzden Pavlus bu mesaja sıkıcı tutunun diyor. Müjdeyi bir uçurumun kenarındayken sizi düşmekten alıkoyan sıkıca tuttuğunuz bir halatmış gibi düşünün, ya da çok yoğun bir trafiğin ortasında karşıdan karşıya geçerken elini tuttuğunuz anneniz ya da babanız gibi düşünün.  Kardeşler, tüm yaşamanız buna bağlıymışçasına müjdeye tutunmanız lazım, çünkü gerçekten de öyledir, tüm yaşamanız buna bağlıdır. Böyle yapmadığınız takdirde, Pavlus’un da yazdığı gibi boşuna iman etmiş olursunuz. Grekçesi, amaçsız bir şekilde iman etmiş olursunuz. Kardeşler, elbette ki imanımızı biz kazanmadığımız gibi bizler de kaybedemeyiz ama Kutsal Kitap’ın imanlılar hakkında söylediği çok net bir şey varsa o da iman edenlerin hayatlarında Ruh’un meyvelerini göstermesidir. Ağacı meyvesinden tanıyabilirsiniz. İşte Pavlus, burada da bundan bahsetmektedir, eğer hayatınızda Kutsal Ruh’un meyveleri yoksa, Rabbe iman ettiğiniz söyleyip hala eski günahlarınız içinde yaşıyorsanız, sadece kendi arzularınızı tatmin etmek için yaşıyorsanız boşuna kendinize imanlıyım diyor olabilirsiniz. İşte böyle olmayasınız diye, Kutsal Kitap hepimizi bugün bir kez daha uyarıyor, Yakup 1:22’de de okuduğumuz gibi: “Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz.” Çünkü iman bir eylemdir, yalnızca bir bildiri değildir.

İşte Kutsal Ruh Korint kilisesine bu önemli ve hayati hatırlatmaları yaptıktan sonra, Pavlus aracılığıyla onlara bu müjdeye kimlerin tanıklık ettiğini hatırlatır, bu da bizi vaazımızın ikinci noktasına getirmekte, tanıklık edilen müjde. Üçüncü ve dördüncü ayetleri Grekçeden Türkçeye şu şekilde çevirebiliriz: “Benim de aldığım ve size ilettiğim en önemli şey şudur: Kutsal Kitap uyarınca Mesih günahlarımız için öldü, gömüldü ve Kutsal Kitap uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi” olarak çevirirsek aslında orijinal anlamı daha iyi yakalamış oluruz. Bu iki ayeti ezberlediğiniz takdirde müjdenin ne olduğunu herkese açıklayabilirsiniz, ve siz de Rabbin kurtuluş müjdesini başkalarına taşıyarak O’nun isteğini yerine getirebilirsiniz. Bu müjde nasıl Pavlus’a ulaştıysa o da bu mesajı daha birçoklarının kurtuluşu için başkalarına ulaştırdı. Bayrak koşuların da nasıl koşucular ellerindeki batonu, işaretli sopayı elden ele verip yarışı tamamlıyorsa Pavlus da kendi koşusunu tamamlayıp müjdeyi bir sonraki jenerasyona devrediyor. Pavlus ayrıca bir şeyi çok net bir şekilde vurguluyor, bu müjde Pavlus’a göre bir müjde değildi. Pavlus kendisine Rabbin sözüyle açıklanan müjdeden başka bir müjde paylaşmamaya oldukça kararlıydı, kendi görevinin ne olduğunu oldukça iyi biliyordu, bu yüzden şöyle diyor 9:16’da: “Müjde’yi yayıyorum diye övünmeye hakkım yok. Çünkü bunu yapmakla yükümlüyüm. Müjde’yi yaymazsam vay halime!” Kardeşler, bu aynı zamanda bugün bizlerin de kendimize hatırlatmamız gereken bir görevdir. Bugün burada olanlar olsun, daha sonra bu mesajı dinleyecek olanlar olsun, tüm imanlılar bu mesajı kendi yarışlarını tamamlamadan önce başkalarına taşımakla yükümlüdür, üçüncü ayette de okuduğumuz gibi, bu mesaj en önemli mesajdır. Ve bu yalnızca kilise görevlilerin görevi de değildir. Kardeşler, müjdeyi paylaşmak gibi bir kaygınız hiç var mı yoksa bu konuyu hiç düşünmüyor musun? Gerçekten müjdenin ölüm kalım meselesi olduğunu fark ediyor musunuz? Yaşamınızın yalnızca çok kısa bir süresini burada geçireceğinizi bilerek müjdenin acil bir mesaj olduğunu fark ediyor musunuz? Kardeşler eğer yalnızca bu yaşam için Mesih’e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız, diyor Pavlus 15:19’da. Yalnızca bu yaşama umut bağlayanlar gibi yaşamayın, çünkü Mesih günahlarımıza karşılık gerçekten de öldü, gerçekten de gömüldü, ve gerçekten de şuan da Babanın sağında kendisine iman edenler için şefaat etmektedir. Yalnızca İsa Mesih’in adında kurtuluş vardır, Mesih’e ait olanlar olarak Rab sizi müjdesine tanıklık etmeye çağırıyor.

Pavlus, daha sonra beşinci ayetten başlayıp dokuzuncu ayetin sonunda kadar Mesih’in ölümden dirilişine tanıklık etmiş olan bazı kişilerin listesini verir. Kardeşler, Mesih’in ölümden dirilişi müjdenin kalbidir, bakın Pavlus bunu açıkça birkaç ayet sonra nasıl dile getiriyor. “Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur. Bu durumda Tanrı’yla ilgili tanıklığımız da yalan demektir.” Pavlus’tan daha net bir şekilde dile getiremeyiz Mesih’in ölümden dirilişinin önemi, öyle değil mi? Her şey yalan, boş, anlamsız olur eğer Mesih gerçekten de dirilmediyse. İşte bu yüzden dünyadaki diğer bütün dinlerin, felsefi akımların ve bilimin bugün hep birlikte söyledikleri ortak bir bildiri var: Mesih dirilmedi! Yahudiler hala Mesih’in ilk gelişini beklemekte, Müslümanlar İsa’nın çarmıha gerildiğini kabul etmemekte, ateistler ve deistler İsa adlı birinin yaşadığını ama öğrencilerinin O’nun öğretişlerini değiştirdiğine inanmakta. Çünkü onlar bile Hristiyan olmamalarına rağmen diriliş olmadığı takdirde bütün her şeyin kocaman bir yalan olacağını çok iyi biliyorlar. İşte tam bu yüzden hem ruhsal güçler hem de bu dünya Mesih’in dirilmiş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadırlar, lakin hiçbir zaman başarılı olamayacaklardır. Bu gerçeği ortadan kaldırmak için Rabbin dirilişine tanıklık eden Romalı askerleri bile susturacak kadar cüretkar olmalarına rağmen, ölümden dirilen Rabbimiz birçok kişiye görünerek, diriliş gerçeğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Tanrı’nın zayıflığı bile insanın en görkemli anından güçlüdür.

İşte bu yüzden Rabbimiz birçoklarına görünerek dirilişinin gerçekliğini gözler önüne sermiştir, çünkü tüm dünyanın gözleri önünde dirilmiş olsa bile herkesin bundan şüphe edeceğine ve Mesih karşıtlarının diriliş mesajını yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını biliyordu. Mesih’in dirilişi yalnızca bir grup ayrıcalıklı insanın şahit olduğu ve böylece bazı ateistlerin iddia ettiği gibi, elçilerin kendi kafalarına göre yazabilecekleri bir olay değildi, bu olaya yüzlerce kişi şahit oldu ve ölümden dirilmiş olan Mesih’i yüzlerce kişi dinledi. Kardeşler, Tanrımız öyle bir şey yaptı ki, kimsenin bunu kendi keyfine ya da çıkarına göre değiştirmesine izin vermedi. Bugün birçok dinde ve dünya görüşünde tüm her şey yalnızca ayrıcalıklı bir ya da birkaç kişinin tanıklığına dayanır, yalnızca bu kişiler özel olaylara tanıklık edebilmiş ya da iddialarına göre ruhsal varlıklarla konuşmuştur. Ama Kutsal Kitap’ta okuduğumuz üzere, Mesih’in dirilişinin yüzlerce tanığı vardır, Mesih karşıtları olan Romalılar bile buna tanıklık etmiştir. İşte Pavlus Korint kilisesine adeta, “bana inanmıyorsanız hala yaşamakta olan diğer tanıklara sorun” der.

Mesih ölümden dirilişine tanıklık eden daha başka birçok kişi olmasına rağmen, Pavlus burada bilinçli bir şekilde Kefas, yani Petrus’tan başlayıp, kendi ismiyle sona eren bir sıralama verir. Bunun anlamı, vaazımızın ilk noktasında Pavlus’un bahsettiği gibi, müjdeyi başka uluslara taşıma görevi adeta bir bayrak koşusu gibi olmasıdır. Bu tanıklar zinciri, müjde zinciri gibi birbirine bağlıdır. Ve bu tanıklar 11.ayette de okuduğumuz gibi müjdeyi bayrak koşusunda batonu devreden sporcular gibi, aynı müjdeyi paylaşmaktadırlar, aynı müjdeye tanıklık etmişlerdir. Ve bu müjde tamamen Mesih’in ölümden dirilmiş olmasına üzerine kuruldur. Bizler de bugün bu zincirin 21.yüzyıldaki halkalarından birisiyiz kardeşler. Bizler bugün Mesih’in ölümden dirildiğine tanık olan ve bu gerçeği bir sonraki koşucuya devretmesi gereken koşucularız.

Yedinci ayetten başlayarak Pavlus, müjdenin nasıl da hayatlarımızı tamamen değiştiren bir gücü olduğundan bahsetmeye başlar sevgili kardeşler. Bu da bizi vaazımızın son noktasına, yani hayatlarımızı değiştiren Müjde’ye getirir.

Tanrı’nın lütfunu tümüyle hak etmediğini anlatabilmek için Pavlus, Korintlilere çok güçlü bir örnekle kendi durumunu anlatır. Türkçe’ye “zamansız doğmuş bir çocuk” olarak çevrilen kelime, Grekçe’de aynı zamanda kürtaj edilmiş ya da ölü doğmuş çocuk anlamında da kullanılır. Pavlus burada Mesih İsa tarafından çağrıldığında, kendisinin diğer elçilere kıyasla hiçbir şey bilmediğinden bahseder. Diğer elçiler İsa’yla yıllar geçirmiş ve Pavlus kiliseye zulmederken Mesih’in kilisesini inşa etmeye çalışmışlardı. Tanrı Pavlus’u hiç de ummadığı bir zamanda kendisine çağırmıştı, Elçilerin İşleri 9:1-6 ya bakalım birlikte: “Saul ise Rab’bin öğrencilerine karşı hâlâ tehdit ve ölüm soluyordu. Başkâhine gitti, Şam’daki havralara verilmek üzere mektuplar yazmasını istedi. Orada İsa’nın yolunda yürüyen kadın erkek, kimi bulsa tutuklayıp Yeruşalim’e getirmek niyetindeydi. Yol alıp Şam’a yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‘Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?’ dediğini işitti. Saul, ‘Ey Efendim, sen kimsin?’ dedi. ‘Ben senin zulmettiğin İsa’yım’ diye yanıt geldi. ‘Haydi kalk ve kente gir, ne yapman gerektiği sana bildirilecek.’” İşte Pavlus bu şekilde, daha doğumuna aylar kalan bir bebek gibi, daha tam olarak gelişmeden, beklenmedik bir şekilde yeniden doğar ve Rab tarafından ölümden yaşama geçirilir. Ve Pavlus bu inanılmaz kurtuluş hikayesini tamamen Rabbin ne kadar lütufkar bir Tanrı olduğunu anlatabilmek için her fırsatta kullanır, bakın bugünkü pasajımızın onuncu ayetinde Pavlus bunu nasıl dile getiriyor: “Ama şimdi neysem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim. O’nun bana olan lütfu boşa gitmedi. Elçilerin hepsinden çok emek verdim. Aslında ben değil, Tanrı’nın bende olan lütfu emek verdi.” Kardeşler, kilisenin düşmanı olan bu kişi kilisenin diğer uluslara Rab tarafından atanmış elçisi haline gelir. Peygamber Hezekiel’in yüzyıllar önce ettiği peygamberlik Pavlus’un hayatında gerçekleşmiştir: “Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.” İşte bu yüzden bizler bugün Tanrı’nın lütfunun karşı konulamaz olduğunu öğretiyoruz kardeşler, çünkü Kutsal Kitap bize bunu öğretiyor. Tanrı, bir kişinin taştan yüreğini aldığı sırada, o kişi, “Tanrım ne yapıyorsun, ben sana yüreğimi değiştirebilirsin diye izin verdim mi?” diyebilir mi? Pavlus, imanlılara zulmederken sizce onlardan biri olmak istemiş olabilir miydi? Ya da İsa Lazar’a “Lazar, dışarı çık!” dediğinde, mezarında ölü olan Lazar, “ben çıkmak istemedikçe kimse beni buradan çıkaramaz”, diyebilir miydi? Kardeşler, Tanrı’nın lütfuna kimse karşı koyamaz çünkü bizler ruhsal olarak ölüyken Tanrı bizlere Mesih İsa’da yaşam verir. İşte Pavlus gururlu bir Yahudi iken, Rabbin karşı konulamaz lütfu sayesinde kurtulur ve zulmettiği, düşman saydığı Hristiyanlara katılır. Pavlus öldüğünde, zulmettiği ve şehit ettiği insanların sevinç nidaları arasında cennete girmiştir. Pavlus bugün ölümden dirilmiş olan Mesih ile birlikte ölümü yenmiş bir şekilde Rabbin yanındadır. Çünkü Pavlus kayıptı ama RAB Tanrı tarafından bulundu.

On birinci ayette de okuduğumuz gibi, işte bize bildirilen ve iman ettiğimiz haber budur, “Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.” Kurtarıcımız İsa, bizim olmamız gereken çarmıhta kendisini bizler için kurban ederek, Tanrının haklı öfkesini yatıştırmış ve bizleri ölümden satın almıştır. Günahsız olan günahkarlar için öldü, suçsuz olan katiller için, hırsızlar için, tanrı tanımazlar için öldü. Rabbe inanlar bu yüzden cesaretle ve emin bir şekilde Pavlus gibi ilan edebilirler: “Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede?” Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır. Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrı’ya şükürler olsun!”

Kardeşler, her ölüm erken ölümdür. Ölüm hiçbir zaman kabullenebileceğimiz bir gerçek olmayacaktır. Ama Mesih’e iman edenler için ölüm Rabbimizle birlikte yaşayacağımız sonsuz yaşamın başlangıcından başka bir şey değildir. İman edenler için ölüm bir kazançtır, çünkü Mesih İsa kendisine iman edenlere zafer tacını, ölüme ve Şeytan’a karşı kazandığı zaferin kanıtı olan tacı verecektir. Ama Rabbe iman etmeyenler için ölüm Yüce Tanrı’nın öfkesine şahitlik edecekleri ve sonsuza kadar Rabbin öfkesi altında yaşamaya başlayacakları anın başlangıcıdır. Tanrısız ölmek bir kişinin başına gelebilecek en korkunç durumdur. Tanrısız ölenler için artık ne yazık ki bir kurtuluş imkânı yoktur ama bugün yaşayanlar için hala umut vardır. Bu yüzden kulağı olan yaşayan diri Tanrı’nın iki ağızlı keskin bir kılıç gibi ruhu ve bedeni birbirinden ayıracak güce sahip olan Kutsal Sözünde ne dediğini işitsin: “Diriliş ve yaşam Ben’im. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. Buna iman ediyor musun?”

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla

 

Başka Sormak İstediğim Bir Şey Var...

Bize Bir Mesaj Yollayın

MESAJIN KONUSU

11 + 13 =