İkinci Seyahatname: Kutsal Ruh’un Müjdeleme Misyonundaki Egemenliği | Elçilerin İşleri 16:1-40

Fikret Böcek tarafından

9 Şubat 2020 (06. hafta) | Elçilerin İşleri Vaaz Serisi, Vaazlar

Tam Bir Cesaretle Elçilerin İşleri Serisi

İkinci Seyahatname: Kutsal Ruh’un Müjdeleme Misyonundaki Egemenliği | Elçilerin İşleri 16:1-40

Rev. Fikret Böcek tarafından | Tam Bir Cesaretle: Elçilerin İşleri Serisi

Rev. Fikret Böcek tarafından | Tam Bir Cesaretle: Elçilerin İşleri Serisi

İkinci Seyahatname: Kutsal Ruh’un Müjdeleme Misyonundaki Egemenliği

Tanrı her şeye egemendir ve iyi zamanlarda da kötü zamanlarda da bu dünya ve bizim yaşamlarımız onun kontrolündedir. Heidelberg Kateşizmi’nin 27. sorusuna cevap verirken: “… yağmuru ve kuraklığı, verimlilik ve kıtlık yıllarını, yiyeceği ve içeceği, sağlığı ve hastalığı, bolluğu ve fakirliği” Tanrı’nın kendisinin verdiğini söylüyoruz. Bu gerçek burada bize nasıl yardımcı oluyor?

Yeruşalim Konseyi, zor bir zamanda kiliseyi yönetmek üzere toplandıktan sonra Elçilerin İşleri 15’in sonunda Pavlus ve Barnaba’nın ikinci misyonerlik yolculuğuna çıkmaya hazırlandıklarını okuyoruz (15:36). Fakat Barnaba Yuhanna Markos olarak tanınan kişiyi de yanlarında götürmek isteyince Pavlus’la Barnaba arasında bir anlaşmazlık çıkıyor (15:37-39) ve bu anlaşmazlıktan sonra yollarını ayırıyorlar. İsa’nın elçileri bile hizmet ederken bazı ilişkisel sorunlar yaşadılar! Böylece Barnaba Yuhanna Markos’la Kıbrıs’a gidiyor (15:39) ve Pavlus da Silas’ı yanına alarak Suriye’ye ve Kilikya’ya gidiyor (15:40-41). Kutsal Ruh ikinci misyon seyahatini ikiye ayırarak Pavlus’la Barnaba’nın arasındaki anlaşmazlığı Mesih’in krallığının etki alanını arttırarak kullanıyor. Sonra Pavlus ve Silas genç bir öğrenci olan Timoteos’la tanışarak (16:1) onu yanlarına alıyorlar ve bunun sonucunda, Böylelikle toplulukların imanı güçleniyor ve sayıları günden güne artıyordu (a. 5). Elçilerin İşleri 16 Kutsal Ruh’un müjdeleme misyonundaki egemenliğini gösteriyor.

Ruh’un Kurtardığı Yerlerdeki Egemenliği (16:6-10)

Birincisi, 16:6-10 ayetlerinde Ruh’un kurtardığı yerlerdeki egemenliğini görüyoruz. Bu ayetlerde Pavlus, Silas ve Timoteos’un gitmek istedikleri yerlerle Kutsal Ruh’un onların gitmelerini istediği yerler arasında kesin bir ayrım olduğunu görüyoruz. Asya İli’nin tam ortasında bulunan Frikya ve Galatya bölgesinden geçiyorlar, çünkü Tanrı’nın sözünü Asya İli’nde yaymaları Kutsal Ruh tarafından yasaklanmıştı (κωλυθέντες): Kutsal Ruh’un, Tanrı sözünü Asya İli’nde yaymalarını engellemesi üzerine Pavlus’la arkadaşları Frikya ve Galatya bölgesinden geçtiler (a. 6). Frigya ve Galatya bölgeleri Asya İli’nin Kuzey doğu kısmında kalıyordu. Yani İzmir, Manisa, Aydın, Muğla gibi yerlere gelmek isterlerken Kutsal Ruh onları Denizli, Afyon, Ankara bölgelerine götürüyor.

Sonra da Asya İli’nin kuzeybatı köşesi olan Misya sınırına geldiklerinde Bitinya bölgesine geçmek istediler (a. 7). Misya Asya İli’nin kuzeybatı köşesindeydi, yani bugünkü Bursa ilinin bulunduğu yerin adıydı. Bitinya bölgesi İstanbul’un asya yakasından başlayıp Yalova, Sakarya, Düzce, Bolu, Bilecik ve Bursa’nın doğu kesimleriydi. Sonra ne oldu? Ama İsa’nın Ruhu onlara izin vermedi (a. 7). Burada haritamıza baktığımızda gidebilecekleri tek yer kalıyor: Bunun üzerine Misya’dan geçip Troas Kenti’ne gittiler (a. 8). Kutsal Ruh onları Asya İli’nin kuzeybatısında bulunan bir liman kasabasına doğru götürüyordu.

Bu ayetler bizi şaşırtıyor! Kendi kendimize ‘Kutsal Ruh neden İncil müjdesinin vaaz edilmesini yasaklasın ki?’ diye soruyoruz. Kutsal Ruh’un onları Troas’a getirmesinin esas sebebi oradaki limandan Ege Denizi’ne açılmalarını sağlayarak Makedonya’ya geçmelerini sağlamaktı. Troas’a vardıklarında Pavlus bir görüm görüyor. Bu görümde Makedonyalı bir adamın kendisini çağırdığını görüyor: O gece Pavlus bir görüm gördü. Önünde Makedonyalı bir adam durmuş, ona yalvarıyordu: “Makedonya’ya geçip bize yardım et” diyordu (a. 9). Sonra Pavlus, Silas ve Timoteos Makedonya’ya gitmeye karar veriyorlar: Pavlus’un gördüğü bu görümden sonra hemen Makedonya’ya gitmenin bir yolunu aradık. Çünkü Tanrı’nın bizi, Müjde’yi oradakilere duyurmaya çağırdığı sonucuna varmıştık (a. 10).

Makedonyalılar incil müjdesini duymayı Asya İli’ndekilerden ya da Bitinya bölgesindekilerden daha fazla mı hakediyorlardı? Makedonyalılar Asyalı ya da Bitinyalılardan daha değerli miydiler? Tanrı Makedonya’yı daha mı çok seviyordu? Bu tür düşünceler çok yanlış! Pavlus, Silas ve Timoteos’un Asya ve Bitinya bölgelerinde müjdeyi vaaz etmelerinin yasaklanması Tanrı’nın gizli iradesiydi, ancak müjdeyi Makedonya’da vaaz etmeleri Tanrı’nın açıklanmış iradesiydi. İncil’i Makedonya’da vaaz etmeleriyle, bu bölünde İncil müjdesinin köle bir kız olan Lidya’ya ve Filipili zindancıya nasıl ulaştığını ve Elçilerin İşleri 17’de Müjde’nin Selanik’e nasıl ulaştığını göreceğiz. Daha sonra Kutsal Yazıları incelemeyi seven Verealılar’a, Atina’ya ve sonra da Ares Tepesi’ndeki felsefe topluluğuna ve oradan da Korint’e nasıl ulaştığını göreceğiz.

Pavlus, Silas ve Timoteos’un ne öğrendiğini ve misyonerlerin nesiller boyu ne öğrendiklerini öğrenmeliyiz: Kutsal Ruh’un zamanlamasına ve yönlendirişine güvenin. Bizler, Rabbin Kelamı’nın açıklanmış olan şeylerine alçakgönüllülükle itaat etmeliyiz ve Kutsal Ruh’un kendi işini yapacağına güvenmeliyiz. Müjdeyi vaaz etmemiz, müjdelememiz, öğrenci yetiştirmemiz, dışa dönük olmamız, herşeyi Rabbin Kelamına göre yapmamız, tohum ekmemiz ve Rabbin neler yapacağını beklememiz açıklananlar arasında olan şeylerdir. Tanrı bizleri nereye yerleştirdiyse orada tuz ve ışık olmaya çağrılmış olduğumuzu biliyoruz. Öyleyse ne duruyoruz? Çağrımıza sadık kalalım… çevremize tuz ve ışık olalım.

Kurtardığı Kişilerde Ruh’un Egemenliği (16:11-40)

Kutsal Ruh’un müjdeleme misyonuna tamamen egemen olduğunu gördüğümüz ikinci yol 16:11-40 ayetlerindedir ve bu yol da Kutsal Ruh’un kurtarmış olduğu kişilerde kesin egemenliğidir.

Tüccarlık yapan Lidya adında bir iş kadınını kurtarmasıyla Kutsal Ruh’un egemenliğini görüyoruz (16:11-15). Pavlus Şabat günlerinde mutlaka yerel bir sinagoga gitmeyi kendisine gelenek edinmişti. Ancak Filipi’de bir sinagog olmadığı için Pavlus’un yanındakilerle birlikte bir ırmağın kıyısına gittiğini görüyoruz: Şabat Günü kent kapısından çıkıp ırmak kıyısına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşünüyorduk. Oturduk, orada toplanmış kadınlarla konuşmaya başladık. Bizi dinleyenler arasında Tiyatira Kenti’nden Lidya adında bir kadın vardı. Mor kumaş ticareti yapan Lidya, Tanrı’ya tapan biriydi. Pavlus’un söylediklerine kulak vermesi için Rab onun yüreğini açtı (a. 13-14). Lidya’nın Tanrı’ya tapan birisi, yani İsrail’in Tanrısını tanımaya çalışan bir yabancı olduğunu görüyoruz. RAB Pavlus’un söylediklerine kulak vermesi için Lidya’nın yüreğini açtı! Bunun üzerine, Lidya, ev halkıyla birlikte vaftiz olduktan sonra bizi evine çağırdı. “Beni Rab’bin bir inanlısı kabul ediyorsanız, gelin, evimde kalın” dedi ve bizi razı etti (a. 15). Teolojik olarak şu noktaya iyi dikkat edin: Önce Rab Lidya’nın yüreğini açıyor ve bu sayede Lidya iman ediyor. Başka bir deyişle, Lidya önce değiştirildi, sonra da iman etti… imanını kullanmaya başladı. İman edebilmesi için önce Ruh tarafından yenilendi, yeni yaşam verildi. Bizler de pratik olarak, inanmayan aile bireylerimizin ve arkadaşlarımızın gözlerini açması için Tanrı’ya dua etmeliyiz.

Kutsal Ruh’un egemenliğini sahipleri tarafından kötü amaçlar için kullanılan köle bir kızı kurtarmasında görüyoruz (a. 15-18). Tanrı bu dünyada ezilmiş, umudunu yitirmiş ve zayıf insanları seviyor! Bir gün biz dua yerine giderken, karşımıza, falcılık ruhuna tutulmuş köle bir kız çıktı. Bu kız, gelecekten haber vererek efendilerine bir hayli kazanç sağlıyordu (a. 16). Burada kullanılan falcılık ruhuna tutulmuş ifadesi literal olarak “piton ruhu” (πνεῦμα Πύθωνα – pneuma Puthona) olarak kullanılıyor: Yani şöyle çevirebiliriz:

(παιδίσκην τινὰ, ἔχουσαν πνεῦμα Πύθωνα). Eski bir mitolojiye göre Apollo tapınağını koruyan, tapınakta yaşayan ve aynı zamanda tapınağa tapınmaya gelenlere gelecekle ilgili peygamberliklerde, öngörülerde bulunan bir yılan vardı. Yani bu kızda “piton ruhu” vardı derken kızın cine tutsak olduğu söyleniyor. Ayrıca bu cinin teolojik olarak ne kadar doğru şeyler söylediğine dikkat ettiniz mi? Bakın neler söylüyor: Pavlus’u ve bizleri izleyerek, “Bu adamlar yüce Tanrı’nın kullarıdır, size kurtuluş yolunu bildiriyorlar!” diye bağırıp durdu (a. 17). Günlerce böyle konuştuğunu ve sonunda Pavlus’u rahatsız ettiğini görüyoruz: Ve günlerce sürdürdü bunu. Sonunda, bundan çok rahatsız olan Pavlus arkasına dönerek ruha, “İsa Mesih’in adıyla, bu kızın içinden çıkmanı buyuruyorum” dedi. Ruh hemen kızın içinden çıktı (a. 18).

Ancak bu durum Pavlus’un ve arkadaşlarının daha çok zulme uğramalarına neden olmuştu. Köle kızın sahipleri kazançlarını kaybettikleri için kızıyorlar: Kızın efendileri, kazanç umutlarının yok olduğunu görünce Pavlus’la Silas’ı yakalayıp çarşı meydanına, yetkililerin önüne sürüklediler (a. 19).

Bu ayette literal olarak ‘ruh ondan çıktığı için onların kazanç araçları da onlardan çıktı’ diyor! 16:20-21’de yanlış bir suçlama var: Onları yargıçların karşısına çıkartarak, “Bu adamlar Yahudi’dir” dediler, “Kentimizi altüst ettiler. Biz Romalılar için benimsenmesi ve uygulanması yasak birtakım töreler yayıyorlar.” 16:22’de de sahte suçlamalara dayalı bir ‘değnekle dövme’ cezası var. Bu durum bizi müjdeleme misyonunda herşeye egemen olan Kutsal Ruh’un başka bir işine yönlendiriyor. 16:19-40’ta Romalı zindancının iman etmesi olayını görüyoruz. Pavlus ve Silas zindana atılmışlardı (a. 23). Aslında, 16:24’ün de dediği gibi, maksimum güvenlik içinde hücre hapsine konmuşlardır. Bütün bunlar cine tutsak birisini kurtardıkları içindi! Bu buyruğu alan zindancı onları hapishanenin iç bölmesine atarak ayaklarını tomruğa vurdu. Bundan sonra okuduğumuz şeyin ne kadar harika bir şey olduğunu görüyoruz: Gece yarısına doğru Pavlus’la Silas dua ediyor, Tanrı’yı ilahilerle yüceltiyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu. Birdenbire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutukevi temelden sarsıldı. Bir anda bütün kapılar açıldı, herkesin zincirleri çözüldü (a. 25-26). Roma yasalarına göre tutsaklarını kaybeden zindancıların cezası ölümdü. Büyük ihtimalle eski bir Roma askeri olan zindancı da bu gerçeği bildiği için intihar etmek üzereydi (a. 27). Tam o anda zindancı “Canına kıyma, hepimiz buradayız!” diyen bir ses işitiyor (a. 28). Ondan sonra hepimizin bildiği o ünlü sorusunu soruyor: “Efendiler, kurtulmak için ne yapmam gerekir?” (a. 30) Pavlus da şöyle cevap veriyorlar: “Rab İsa’ya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz” (a. 31). Sonra zindancıya ve onun ev halkına Rabbin sözünü bildiriyorlar: Sonra kendisine ve ev halkının hepsine Rab’bin sözünü bildirdiler. Gecenin o saatinde zindancı onları götürüp yaralarını yıkadı. Sonra hem kendisi hem ev halkı hemen vaftiz oldu (a. 32-33).

Şimdi 16:34’teki küçük bir detaya dikkat edelim. Elimizdeki çeviri diyor ki Tanrı’ya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu. ‘O (üçüncü tekil şahıs) ve evindekilerin hepsi (üçüncü çoğul şahıs) sevindiler’ diyor. Neden sevindiler? Çünkü o Tanrı’ya inandı (üçüncü tekil şahıs). Maalesef Türkçe’de bunun karşılığı verilmemiş! Baptist arkadaşlarımız bu ayetlere bakıp sadece iman edenlerin vaftiz olmuş olduğunu söylüyorlar, ama aslına bakacak olursanız, burada sadece zindancı iman etmişti ve zindancının ailesine sadece Rabbin sözünün bildirildiğini okuyoruz. Ama sadece zindancı iman etmiş olduğu halde tüm aile birlikte vaftiz ediliyorlar.Ne hikaye ama değil mi?! Kutsal Ruh herşeye egemendir… Ona her zaman güvenelim!

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un Adıyla. Amin.

Başka Sormak İstediğim Bir Şey Var...

Bize Bir Mesaj Yollayın

MESAJIN KONUSU

6 + 9 =