Tam Bir Cesaretle Elçilerin İşleri Serisi

Pavlus’un İkinci Savunması | Elçilerin İşleri 22:30-23:22

Rev. Fikret Böcek tarafından | Tam Bir Cesaretle: Elçilerin İşleri Serisi

Rev. Fikret Böcek tarafından | Tam Bir Cesaretle: Elçilerin İşleri Serisi

Pavlus’un İkinci Savunması

Yahudiler tarafından dövülen, Romalılar tarafından tutuklanan Pavlus, ölüm tehlikesi altında ikinci savunmasını veriyor. Burada birçok kişiden ve gruplardan bahsedildiği için konuyu kısaca özetleyip burada bahsedilen olayı anlatmak istiyorum. Sonra da, Pavlus’un ikinci savunmasından öğrenmemiz gereken iki önemli noktayı size anlatmak istiyorum.

Savunmanın Açıklanması

Elçilerin İşleri 22’de Pavlus Yeruşalim kilisesinden dört kardeşle birlikte tapınağa gitmişti. Tapınaktayken bazıları Pavlus’u tanıyıp kalabalığı ona karşı kışkırtmış ve neredeyse linç etmişlerdi. Sonra Romalılar Pavlus’u tutuklayıp linç edilmekten kurtarmış ve onu daha güvenli bir yere götürmüşlerdi. Askerlerin kaldığı yere girerken merdivenlerden Yahudilere İbranice konuşarak ilk savunmasını yapmıştı. Pavlus aynı zamanda Grek dilini de çok iyi bildiği için Romalı bir askere Roma vatandaşı olduğunu söyleyebilmişti.

Bugünkü ayetimiz ertesi gün Pavlus’un Romalı komutan Claudius Lisias’ın nezaretinde olduğunu göstererek başlıyor. Burada komutan olarak çevirdiğimiz kiliarkos kelimesi Grekçe on yüzbaşının başı anlamına geliyor. Yani bin askerin komutanı, binbaşı ya da tribunus diyebiliriz. Pavlus’un zamanlarında Roma askeri tarihine göre bir binbaşı daha çok siyasi bir lider anlamına geliyordu. Binbaşı Claudius, ertesi gün, Yahudiler’in Pavlus’u tam olarak neyle suçladıklarını öğrenmek için onu hapisten getirtti, başkâhinlerle bütün Yüksek Kurul’un toplanması için buyruk verdi ve onu aşağı indirip Kurul’un önüne çıkardı (22:30). Bir Roma vatandaşı olan Pavlus’un kendisine karşı yapılan suçlamaların ayrıntılarını bilme hakkı vardı, ve komutanın da neler olduğunu araştırıp öğrenmesi gerekiyordu.

Komutan, Pavlus’u kurulun, yani Sanhedrin’in önüne getiriyor. Yahudileri yöneten kurul olarak bilinen Sanhedrin iki gruptan oluşuyordu: Ferisiler ve Sadukiler. Pavlus savunmasına Yüksek Kurul’u dikkatle süzerek (23:1) başlıyor. Yani, dikkatlice onlara bakarak, “Kardeşler, ben bugüne dek Tanrı’nın önünde tertemiz bir vicdanla yaşadım” (23:1) diyor. Burada kendisini övmüyor. Gerçekten de tüm yaşamını Tanrı’ya hizmet ederek geçirdiğini anlatıyor. Ama Pavlus’un söyledikleri kabul görmüyor: Başkâhin Hananya, Pavlus’un yanında duranlara onun ağzına vurmaları için buyruk verdi (23:2). Hananya İ.S. 48 senesinde Yahudilerin Başkahini olarak atanmıştı ve rüşvet alan ve tapınağa ait malları kendi adına geçiren, Roma’yı destekleyen, şiddet yanlısı ve güvenilmez bir kişi olarak tanınıyordu. Talmud isimli Yahudi gelenek yazmalarının bir yerinde Mezmur 24’ten alıntı yapılarak Hananya şöyle hicvediliyor: “Kaldırın başınızı, ey kapılar! Açılın, ey eski kapılar! Hananya içeri girsin ve midesini kutsal kurbanlarla doldursun!”

Ağzına vurulması Pavlus’u kızdırıyor. Pavlus Hananya’yı uygulaması gereken yasayı ihlal ettiğini söyleyerek suçluyor. “Seni badanalı duvar, Tanrı sana vuracaktır! Hem oturmuş Kutsal Yasa’ya göre beni yargılıyorsun, hem de Yasa’yı çiğneyerek beni dövdürüyorsun” (23:3). Pavlus’un sözlerinin daha sonra gerçekleştiğini de görüyoruz. İ.S. 66 senesinde Yahudi halk Hananya’nın evini yakmıştı. Bunun üzerine Hananya Hirodes’in sarayına sığınmıştı. Sonunda Hirodes’in sarayındaki bir su kemerinin altında saklanırken yakalanmış ve öldürülmüştü.

Pavlus’a cevap olarak Sanhedrin’dekiler “Tanrı’nın başkâhinine hakaret mi ediyorsun?” (a. 4) diye soruyorlar. Belki de son anda acil olarak toplanan Sanhedrin toplantısında Başkahin Hananya resmi cübbesini giymiyordu. Buna karşılık olarak Pavlus, “Kardeşler, başkâhin olduğunu bilmiyordum” (a. 5) diyor. Ve sonra da Mısırdan Çıkış 22:28’den alıntı yapıyor: ‘Halkını yönetenleri kötüleme’ (Halkınızın önderine lanet etmeyeceksiniz) (23:5). Birçok kez Pavlus’un ihlal etmekle suçlandığı bu yasaya aslında itaat ettiğini görüyoruz!

Fakat kendisine uygulanan şiddete rağmen tanıklığını sürdürüyor. Pavlus’un ne kadar hikmetli bir kişi olduğunu görüyoruz: Oradakilerden bir bölümünün Saduki, öbürlerinin de Ferisi mezhebinden olduğunu anlayan Pavlus, Yüksek Kurul’a şöyle seslendi (a. 6). Bu grupların kimler olduğunu bilmeniz gerekiyor. Ferisilere muhafazakar, Sadukilere de liberaller diyelim. Ferisiler Eski Antlaşma’nın bütününe inanıyorlardı. Sadukiler ise sadece Torah kısmına, yani Eski Antlaşma’nın Pentatük dediğimiz ilk beş kitabına inanıyorlardı. Ferisiler, çağın sonu geldiğinde ölülerin bedensel olarak dirileceğine inanıyorlardı. Sadukiler ise bedensel dirilişi, meleklerin ve ruhların varlığını reddediyorlardı (23:8). Pavlus önündeki durumun dinamiklerini fark edip şöyle diyor: “Kardeşler, ben özbeöz Ferisi’yim. Ölülerin dirileceği umudunu beslediğim için yargılanmaktayım” (23:6). Bu durum Sanhedrin’de büyük bir tartışmaya ve ayrışmaya neden oluyor (23:7-9). Ferisi mezhebinden bazı din bilginleri kalkıp ateşli bir şekilde, “Bu adamda hiçbir suç görmüyoruz” diye bağırdılar. “Bir ruh ya da bir melek kendisiyle konuşmuşsa, ne olmuş?” (23:9) diyorlar ve sonunda, Çekişme öyle şiddetlendi ki komutan, Pavlus’u parçalayacaklar diye korktu. Askerlerin aşağı inip onu zorla aralarından alarak kaleye götürmelerini buyurdu (23:10).

Birazdan 23:11’e döneceğiz, ama ertesi gün Pavlus’u öldürmeye yemin edenlerin sayısının kırkı aştığını görüyoruz (23:13). Ertesi sabah Yahudiler aralarında gizli bir anlaşma yaptılar. “Pavlus’u öldürmeden bir şey yiyip içersek, bize lanet olsun!” diye ant içtiler (23:12). Bu kişiler, Sanhedrin’in önderlerine ve çoğu da Saduki olan başkâhinlerle ileri gelenlere (23:14) gidip onlarla Pavlus’a karşı komplo hazırlamışlardı: Şimdi siz Yüksek Kurul’la birlikte, Pavlus’a ilişkin durumu daha ayrıntılı bir şekilde araştıracakmış gibi, komutanın onu size getirmesini rica edin. Biz de, Pavlus daha Kurul’a gelmeden onu öldürmeye hazır olacağız” (23:15) diyorlar. Ama Pavlus’un yeğeni onların pusu kurduğunu duydu. Varıp kaleye girdi ve haberi Pavlus’a iletti (23:16). Daha sonra, yüzbaşılardan birini yanına çağıran Pavlus, “Bu genci komutana götür, kendisine ileteceği bir haber var” (23:17) diyor. Pavlus’un yeğeninden bu istihbaratı alan binbaşı Claudius’un (23:20-21) Pavlus’u korumak için hemen harekete geçtiğini görüyoruz. Pavlus’un başından geçen bu olaylardan ne öğrenebiliriz?

Savunmanın Uygulanması

Pavlus’un öğrendiği birinci uygulama Tanrı’nın ilahi takdiriyle ilgili. Tanrı’nın ilahi takdirinin, yani her şeye hakim gücünün yaşamımızın her anında ve her alanında olduğunu anlamamız, öğrenmemiz ve bilmemiz gerekir. Başımıza gelen sıkıntılarda, zorluklarda, iyi zamanlarda ya da kötü zamanlarda, hastalıkta ve sağlıkta Tanrı’nın her şeye hakim olduğunu bilmeliyiz. Her şey O’nun kontrolündedir.

Pavlus Yeruşalim kilisesini temsilen Yahudi tapınağına sunular bırakmaya ve özel dini yemin altında bulunan dört kardeşi götürmeye gidiyor. Ama kendi yurttaşları neredeyse onu linç edip öldüreceklerdi. Bu ayetlerdeki bir kahramanla tanışıyoruz. Kimdi bu kahraman? Romalı binbaşı Claudius Lisias ve yanındaki Romalı askerler. 21. bölümde Pavlus’u ölümden kurtarmıştı, ve burada da Sanhedrin’in saldırısından (23:10) ve kendisine karşı yapılacak bir suikast planından kurtarıyor (23:12–22). Pavus hem göklerin krallığının bir vatandaşı, hem de Roma İmparatorluğu’nun bir vatandaşı olarak, vatandaşlık haklarını kullanmaktan çekinmiyor ve Rab tövbe etmemiş, imanlı olmayan Romalıları Pavlus’u kurtarmak için kullanıyor. Yahudiler Pavlus’u Tanrı’nın yasasını ihlal etmekle suçluyorlar ve sonrasında Pavlus’u öldürmek için komplo kurarak altıncı emri ihlal etme planları yapıyorlar. Fakat Tanrı Claudius Lisias’ı ve askerlerini insan yaşamını korumak için kullanıyor. Yahudiler dikkatlice ve kurnazca Pavlus’u öldürmeyi planlıyorlardu. Ama Tanrı’nın başka planları vardı. İnsanların planları ne kadar iyi olursa olsun, Tanrı onların planına karşı çıkarsa başarılı olamazlar. Yeşaya 54:17’nin de söylediği gibi, “Ama sana karşı yapılan hiçbir silah işe yaramayacak.”

İkinci uygulama Tanrı’nın vaatlerine dayanmamız gerektiği gerçeğidir. Pavlus’un cesaretinin sırrı Tanrı’nın vaatlerine dayanmasıydı. Bizler de aynen Pavlus gibi Tanrı’nın vaatlerine dayanarak yaşamalıyız. Tanrı’nın vaatlerine güvenmek bizlere gerçek tatmin duygusunu, yani gerçek mutluluğu getirir. 23:11’e bakalım: O gece Rab Pavlus’a görünüp, “Cesur ol” dedi, “Yeruşalim’de benimle ilgili nasıl tanıklık ettinse, Roma’da da öyle tanıklık etmen gerekir.” Bir ferisinin şu sözlerini hatırlayın: “Bir ruh ya da bir melek kendisiyle konuşmuşsa, ne olmuş?” Cosmades: “Belki de gerçekten bir ruh ya da melek ona konuşmuş olamaz mı?” diye çevirmiş. Ben şöyle çeviriyorum: Ya bir ruh, ya da bir melek ona konuştuysa? (23:9). Pavlus’la konuşan kişi bir melekten ya da bir ruhtan da üstün birisiydi. Rab İsa Mesih’in ta kendisiydi! Bu durum İsa Mesih’in ölümden dirilmiş olduğu ve yaşamakta olduğu anlamına geliyor. Peygamberlerin daha önce söyledikleri Mesih’in çağı artık gelmişti. Yani, bütün bunlar gelecekte gerçekleşeceğini söylediği diriliş umudunun da gerçek olduğu anlamına geliyor.

Tanrı bizim taşıyamayacağımızdan fazlasını bize vermeyeceğini ve bize bir çıkış yolu sağlayacağını vaat etmişti. Tanrı Pavlus’u Rabbin işlerine tanıklık etmesi için dünyanın öbür ucu olarak bilinen Roma’ya çağırıyordu. Pavlus’un korku, acı ve belirsizlik zamanlarından geçmesine rağmen Tanrı onu teselli edip Roma’ya yönlendiriyordu. İsa Mesih Pavlus’a göründüğü gibi bize görünmese de, acılarımızın tam ortasında ya da korku doluyken, ya da şüphe içerisindeyken bizleri teselli etmeye ve bizleri cesaretlendirmeye devam ediyor. Aslında Rabbimiz, O’nun kelamını her duyduğumuzda bize geliyor.

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un Adıyla. Amin.

 

Başka Sormak İstediğim Bir Şey Var...

Bize Bir Mesaj Yollayın

MESAJIN KONUSU

2 + 14 =