Pavlus’un Üçüncü Savunması | Elçilerin İşleri 24:1-27

Fikret Böcek tarafından

7 Haziran 2020 (23. hafta) | Elçilerin İşleri Vaaz Serisi, Vaazlar

Tam Bir Cesaretle Elçilerin İşleri Serisi

Pavlus’un Üçüncü Savunması | Elçilerin İşleri 24:1-27

Rev. Fikret Böcek tarafından | Tam Bir Cesaretle: Elçilerin İşleri Serisi

Rev. Fikret Böcek tarafından | Tam Bir Cesaretle: Elçilerin İşleri Serisi

Pavlus’un Üçüncü Savunması

Bazen yüksek profilli adli vakalar görüldüğünde bazıları istedikleri sonucu alamayınca ya da kararı etkilemek için sokak gösterileri yapıp çevreyi yakıp yıkmaya başlıyorlar. Bazılarının adil olmadığını düşündükleri bir karar sonucunda, halk hareketleriyle adil olmayan başka sonuçlarla karşılaşıyoruz. Bir polisin siyahi bir kişiyi göz altına alırken öldürmesi sonucunda, yaklaşık on iki gündür ABD’de bazı gösterilerin yapıldığını görüyoruz. Birçok yerin yakılıp yıkıldığını, hatta bazı kiliselerin de yakıldığını görüyoruz. Sonuç olarak birçok kişinin öldüğü, birçok iş yerinin yakıldığı bir durumla karşılaşıyoruz. Biz Hristiyanların adaletsizliğe nasıl karşılık vermesi gerekiyor? Özellikle bize karşı yapılmış bir adaletsizliğe ya da haksızlığa nasıl karşılık vermeliyiz? Elçi Pavlus’un Elçilerin İşleri 24’teki tecrübesine bakarak adaletsizliğe ve haksızlığa nasıl karşılık vermemiz gerektiğini öğrenebiliriz.

Burada Pavlus’un beş savunmasının üçüncüsünü görüyoruz. Pavlus kendisini linç etmek isteyen Yahudi kalabalığa karşı kendisini savunuyor. Şimdi de, Pavlus kendisini Yahudi yüksek kurulu olan Sanhedrin’e karşı savunuyor, ama İ.S. 52-60 yıllarında Yahudiye eyaletinin Romalı valisi olan Feliks’in önünde savunmasını yapıyor. Feliks, Yahudilerin isyanlarını acımasızca bastırmasıyla tanınırdı. Romalı bir tarihçi olan Tacitus, Feliks hakkında şu yorumu yapıyor: “Bir kralın gücünü bir kölenin aklıyla uygulardı.”

Komutan Claudius Lisias’ın Pavlus’a karşı kurulan suikast planını öğrenmesiyle bugün okuduğumuz bölüme geliyoruz. Lisias’ın vermiş olduğu karşılık bize biraz fazla gibi gelebilir: Komutan, yüzbaşılardan ikisini yanına çağırıp şöyle dedi: Akşam saat dokuzda Sezariye’ye hareket etmek üzere iki yüz piyade, yetmiş atlı ve iki yüz mızraklı hazırlayın (23:23). Bu sayılar emrindeki askeri gücün neredeyse yarısı kadar! Ama Pavlus Roma vatandaşıydı ve eğer Claudius’un elindeki bir tutsak öldürülecek olsa Claudius’un kendisi de ölüm cezasına çarptırılırdı. Böylece Pavlus akşam 21:00 civarlarında (23:23) Claudius’tan Feliks’e bir mektupla Yeruşalim’den çıkarılıyor (23:25-30) ve Sezariye’ye ile Yaeuşalim’in tam ortasında bulunan Antipatris’e getiriliyor (23:31). Bir sonraki gün Pavlus ve yanındaki yetmiş atlı Sezariye’ye varıyorlar (23:32-33). Feliks mektubu okuduktan sonra Pavlus’un Kilikyalı bir Roma vatandaşı olduğunu öğreniyor, ve Pavlus’u Hirodes’in sarayına yerleştiriyor (23:34–35). Sonra duruşma başlıyor. Pavlus haksızlıklarla uğraşıyor. Ardarda adaletsizliklerle ve haksızlıklarla mücadele ediyor, ama kendisine karşı yapılan haksızlıklara karşı Rabbe ait bir kişiye yaraşır bir şekilde karşılık veriyor.

Birinci Adaletsizlik: Sahte Suçlama (a. 1-9) Birinci adaletsizlik sahte suçlamalar olarak karşımıza çıkıyor. Bu adaletsizlik burada görmüş olduğumuz ilk adaletsizlik. Pavlus’un tapınakta da adaletsizce suçlandığını görmüştük (21. bölüm). Haksız bir şekilde dövüldüğünü, Sanhedrin’in huzurunda haksız bir şekilde yargılandığını, başkahinin emriyle haksız bir şekilde dövüldüğünü, kendisine karşı haksız bir şekidle, adaletsizce bir suikast planı yapıldığını görmüştük (21. bölüm). Pavlus burada sadece adaletsizliklerle mücadele ediyor.

Bundan beş gün sonra Başkâhin Hananya, bazı ileri gelenler ve Tertullus adlı bir hatip Sezariye’ye gelip Pavlus’la ilgili şikâyetlerini valiye ilettiler (24:1). Tertullus, Sanhedrin’i temsilen, onların adına geliyor. Tertullus isimli kişiye dikkat etmenizi istiyorum. Sanhedrin Tertullus’u tutmak için masraftan kaçınmıyor. Burada Tertullus’tan hatip ünvanıyla bahsediliyor. Aslında Tertullus sözcüydü. Burada Tertullus için rhetoros, yani retorikçi, retorik yapan kişi olarak söz ediliyor. Tertullus’un mesleği insanları ikna etmek için kullanılan retorikçilik mesleğiydi.Tertullus bu amaç için eğitilmişti. Sanhedrin kurulu ellerindeki delillerle Pavlus’u suçlayamadığı için konuşma kabiliyetiyle, ya da laf ebeliğiyle Pavlus’u suçlamayı deneyeceklerdi! İşte, Pavlus’a karşı bir adaletsizlik daha.

Tertullus’un birinci oyunu Romalı retorik ustalarının captatio benevolentiae olarak adlandırdıkları dinleyicilerin “hayırseverliğini yakala” taktiğini kullanmaktı. Türkçe olarak Feliks’i ‘bir güzel yağlıyordu’ diyebiliriz: “Pavlus çağrılınca Tertullus suçlamalarına başladı. “Ey erdemli Feliks!” dedi. “Senin sayende uzun süredir esenlik içinde yaşamaktayız. Aldığın önlemlerle de bu ulusun yararına olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. Yaptıklarını, her zaman ve her yerde büyük bir şükranla anıyoruz. Seni fazla yormak istemiyorum; söyleyeceğimiz birkaç sözü hoşgörüyle dinlemeni rica ediyorum” (24:2-4).

Tertullus’un ikinci oyunu Feliks’in duygularını Pavlus’a karşı kışkırtmak taktiğini kullanmaktı: “Biz şunu anladık ki, bu adam dünyanın her yanında bütün Yahudiler arasında kargaşalık çıkaran bir fesatçı ve Nasrani tarikatının elebaşılarından biridir. Tapınağı bile kirletmeye kalkıştı. Ama biz onu yakaladık.” (24:5-6). Tertullus’un üçüncü oyunu, dokuzuncu ayette de okuduğumuz gibi sahte tanıklıktı: Oradaki Yahudiler de anlatılanların doğru olduğunu söyleyerek bu suçlamalara katıldılar. Burada suçlamalar dışında hiçbir kanıt yok!

İkinci Adaletsizlik: Hareketsizlik (a. 22-27) Pavlus’un savunmasını bir kenara bırakıp Feliks’in nasıl bir yargılama yaptığına bir bakalım. Feliks’in yargısında hareketsizlikten başka bir şey olmaması da başka bir adaletsizliktir. Pavlus’u suçlayanların Pavlus’a karşı sunacakları hiçbir kanıtları yok. Hatta Pavlus kendisini savunuyor, ama Feliks “Davanızla ilgili kararımı komutan Lisias gelince veririm” (24:22) diyerek davayı bir gün erteliyor. Neden? Aslında, 24:23’te Pavlus’a karşı sert davranmadığını, hatta Oradaki yüzbaşıya da Pavlus’u gözaltında tutmasını, ama kendisine biraz serbestlik tanımasını, ona yardımda bulunmak isteyen dostlarından hiçbirine engel olmamasını buyurdu (a. 23) diyor. Açıkçası Pavlus bir Roma vatandaşı, ancak Feliks’in işi bu kadar uzatıp kararsız ve hareketsiz davranmasının daha çirkin bir nedeni var: Feliks rüşvet istiyor. Pavlus Feliks’le ve Feliks’in Yahudi karısı Drusilla’yla konuştuktan sonra (24:24), şunu okuyoruz: Bir yandan da Pavlus’un kendisine rüşvet vereceğini umuyordu. Bu nedenle onu sık sık çağırtır, onunla sohbet ederdi (24:26). Pavlus’u sık sık yanına çağırtması da Pavlus’un Feliks’e rüşvet vermemiş olduğunu gösteriyor. Feliks işlerini rüşvetle halleden bir yargıçtı! Bütün bunlar birkaç gün ya da birkaç hafta sürdü diye düşünüyor olabilirsiniz! Ama bu yargılamaların iki yıl sürdüğünü okuyoruz! Bir düşünün! İki yıl boyunca size karşı iddianame bile yazılmamış! İki yıl boyunca yargı tamamen durgun, tamemen hareketsiz, tek yaprak bile kıpırdamıyor! Feliks’in amacı adaleti sağlamak değil cebini doldurmaktı! İki yıl dolunca görevini Porkius Festus’a devreden Feliks, Yahudiler’in gönlünü kazanmak amacıyla Pavlus’u hapiste bıraktı (24:27). Pavlus’a yapılan haksızlıklar bugün yapılıyor olsaydı bir çoğumuz isyan ederdik. Pavlus’un Savunması, Bizim Cevabımız (a. 10-21) Peki Pavlus kendisini nasıl savundu? Pavlus’un kendisine karşı yapılan haksızlıklara ve adaletsizliğe vermiş olduğu cevaplardan neler öğrenebiliriz?

1. Birincisi, Pavlus sahte suçlamalarla karşılaştığında gerçeğe sımsıkı tutunmuştu. Hatta, kendi savunmamı sevinçle yapıyorum (24:10) diyor. Tertullus Pavlus’a karşı üç suçlamada bulunmuştu ve Pavlus da bu suçlamalara cevap vermişti:

Tertullus Pavlus’u şöyle suçlamıştı: “bu adam dünyanın her yanında bütün Yahudiler arasında kargaşalık çıkaran bir fesatçıdır” (24:5). Pavlus ise gerçeklerden bahsederek kendisini savunuyor: “Sen kendin de öğrenebilirsin, tapınmak amacıyla Yeruşalim’e gidişimden bu yana sadece on iki gün geçti. Beni ne tapınakta, ne havralarda, ne de kentin başka bir yerinde herhangi biriyle tartışırken ya da halkı ayaklandırmaya çalışırken görmüşlerdir.” (24:11-12). Bu dünyada biçok kişi bizleri susturmak için elinden geleni yapacaktır. Biz gerçekleri sevgiyle açıklama yeteneğine sahip olmalıyız!

Tertullus Pavlus’u “Nasrani tarikatının elebaşılarından birisi” (24:5) olamakla suçluyor. Pavlus’un bizim “bir tarikat” olmadığımızı gösteren gerçekleri açıkladığını görüyoruz: “Sana şunu itiraf edeyim ki, kendilerinin tarikat dedikleri Yol’un bir izleyicisi olarak atalarımızın Tanrısı’na kulluk ediyorum. Kutsal Yasa’da ve peygamberlerin kitaplarında yazılı her şeye inanıyorum.” (24:14) diyor ve şöyle devam ediyor: “Aynı bu adamların kabul ettiği gibi, hem doğru kişilerin hem doğru olmayanların ölümden dirileceğine dair Tanrı’ya umut bağladım” (24:15) diyor. Tertullus Pavlus’u Tapınağı bile kirletmeye kalkıştı diyerek suçluyor (24:6). Pavlus bu suçlamalara gerçeklerle cevap veriyor: Uzun yıllar sonra, ulusuma bağışlar getirmek ve adaklar sunmak için Yeruşalim’e geldim (24:17) diyor. Pavlus’un yasanın gereklerini yerine getirdiğini görüyoruz. Bunun için şöyle diyor: “Beni tapınakta adaklar sunarken buldukları zaman arınmış durumdaydım. Çevremde ne bir kalabalık ne de karışıklık vardı” (24:18) diyor.

2. Buradan öğrenilecek ikinci ders şudur: Pavlus kendisine karşı yapılan adaletsizlikleri ve haksızlıkları kurtuluş müjdesini açıklamak için fırsata çeviriyor. Bütün olanları şöyle özetliyor: ‘Bugün, ölülerin dirilişi konusunda tarafınızdan yargılanmaktayım’ (24:21). Tutuklanmamış olsaydı Roma valisine Mesih’in kurtuluş müjdesini açıklama fırsatı olmazdı, ve daha sonra tutukluluğundan dolayı Kral’a ve Sezar’ın ev halkına da müjdeyi duyuracağını görüyoruz.

3. Pavlus haksızlıkların ve adaletsizliğin olduğu yerde sabretmeyi öğrenmişti. Pavlus şöyle diyor: “Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da övünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sıkıntı dayanma gücünü, dayanma gücü Tanrı’nın beğenisini, Tanrı’nın beğenisi de umudu yaratır” (Rom. 5:3). Size bir yanlış yapıldığında, haksızlığa uğradığınızda, adaletsizlikle karşılaştığınızda nereye ya da kime koşuyorsunuz? Bazıları şikayetlerini hemen Facebook’a yazıyorlar. Size bir haksızlık yapıldığında, siz Rabbin yüzünü arayın. Şunu bilin ki, Tanrı sizin sıkıntılarınızı sizleri kutsallaştırmak için kullanıyor. Kutsallaşmanız için sıkıntılardan geçmeniz gerekiyor.

Rabbimiz İsa Mesih’in insan olup aramızda yaşadığını ve bizlere nasıl katlandığını hatırlayalım. Çarmıh yolunda kendisiyle alay edildi, dövüldü, kırbaçlandı, yüzüne tükürüldü, başına dikenden bir taç takıldı ve elleri ayakları çarmıha çivilendi. Bütün bunlara rağmen, çarmıhta ölmek üzereyken, “Baba, onları affet, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” (Luka 23:34) demişti. Sevgili kardeşler, kutsallaşmanız için sizlerin de çarmıhınızı yüklenip bu sıkıntılardan sabırla geçmeniz gerekiyor.

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un Adıyla. Amin.

Başka Sormak İstediğim Bir Şey Var...

Bize Bir Mesaj Yollayın

MESAJIN KONUSU

2 + 3 =